4 Ocak 2016 Pazartesi

Ben Derdâ: Boşluğun diğer adı



Ben Derdâ. 11 yaşındayım. Yaşımın bir önemi yok aslında, koskoca bir boşluktayım. Benim bir kocam var ve ben koca ne demek onu bile bilmezken kocanın dayak demek olduğunu şimdi öğrendim. Tarikat şeyhi ne demek, onun oğlu ne demek, aldatmak, aşağılanmak, yok sayılmak, nefes almadan yaşamak ne demek hepsini 11 yaşımda evlendirilince öğrendim. Az dediğin küçücük bir kelime ve ben, o A ile Z arasında koskoca bir deliliğin tam ortasına düştüm.

Ben Derdâ. Kadınım ben. Kadın olmadan az önce ölümle tanıştım. Yurtta kaldığım gecelerden birinde, tavanda gördüğü bir şekli böcek sanan 6 yaşındaki bir kız, üstümdeki ranzadan düşüp ölünce zifiri bir karanlığın içine atıldım. Annemin beni alıp gittiği bir köy var şimdi. Ölümün ardından tanıştığım köy. Korkudan mı nedendir bilemediğim bir sebepten alınıp götürüldüğüm o köy; kırk yıllık yalnızlığımın başladığı sınır oldu. Bir başlık parasına Bezir’e satıldığım, yolu Londra diye bir memlekete bağlanan tuhaf bir yer burası. “Benim” diyemediğim birçok yerden biri. Annem rahat artık, bense işkence denen bir şeye maruz kalıyorum, tenimin gerçek rengi de mor mu merak ediyorum. Bu yaralar kapanır mı, kapı komşum beni kurtarır mı bilmek istiyorum. Yola çıkıyorum, yolculuğum karşı komşumun karanlığına doğru.

Şimdi 16 yaşındayım. Kaçışımın ilk durağında kendimi satıyor, beynimi uyuşturuyor ve bambaşka bir adamla tanışıyorum. Uzaklaşıyorum kendimden, kim olduğumu bildiğimden değil, kimliğime yenik düşmek istemediğimden uzaklaşıyorum. Kadın Derdâ. Uyuşturucu bağımlısı, kötü yolun gediklisi kadın. Annesiz, sevgisiz, yalın, sıradan Derdâ.

Bir adam var tam da karşı boşluğumda; kurtarıcım, kahramanım, beş yıllık kahrımın tam olarak sonu, hayata tutunduğum, sayısız adama satıldığım bir boşluk burası. Stanley var, babası var ve istismarın en büyüğü var burada. Kaçtım evet, bir kuyudan diğerine düştüm. En dipte, en karanlıkta, en yalnız halimle bir kalabalığa karıştım. Şimdi yakalandım kucağımda koskoca bir zehirle. Alınıp götürüldüm adı sanı belli, şartlı tahliyeli bir meçhule.

Burası bir iyileştirme merkezi. Burada bir anne buldum kendime, adı da Anne. Anlatamam yaşadıklarımı şimdi desem de dinlemeye o kadar hazır ki, sığındım ona. Artık onun evladı, kızı, yaşamının bir parçasıyım. Meçhulden meçhule koşmuyorum. Saçlarımı tarayanım, sevgiyle yanağımı okşayanım, şefkatle sarılanım var artık benim.  Yalan! Buz gibiyim ben, hiç sarılmadan geçiyor yıllarım ama ruhumu teslim etmek istediğim bir annem var artık. Yetiniyorum. Yetiniyor.
Kaç yaşındayım, nereliyim, buraya nereden geldim bilmiyorum. Sevmeyi, sevilmeyi, yaralarımı sarabilmeyi, eskitilmeden yaşlanabilmeyi burada öğreniyorum. Bir sonraki yolculuğuma hazırlanıyorum. Zor bir yolculuğa; okula. Okuyorum ben. Derdâ okuyor. Nasıl oluyor ki? Bilmiyorum, inan ki bilmiyorum. Çok büyük olamam, olmak da istemiyorum. Kitaplarım var şimdi, kalemlerim, dinlediğim anlatanlarım var. Öğreniyorum. Her şeyi en baştan öğreniyorum. Sonsuzluğa dokunabileceğim günlerime hazırlanıyorum, öğretebileceğim günlerime.


Her başaramayacağımı düşündüğümde biraz daha geçmişime dönüyorum. O leş gibi, kokuşmuş, pislik başarılarımı hatırlıyorum ve sonra hemen unutuyorum çünkü şimdi yaşadığım şey şimdi’nin ta kendisi. Ona dokunuyorum. Geçmişimi silip geleceğimi unutup şimdimi yaşıyorum ve başarıyorum, hem ki ne başarmak. Başarı nedir şimdi öğreniyorum.

Değişiyorum. Rastlantılarıma koşuyorum. Adımla hem aynı hem bambaşka bir yaşamın kesiştiği, ağzına kadar dolu bir boşluğa koşuyorum. Tamamlanmayı öğreneceğim. Hazin bir başlangıcın hüzünlü sonuna doğru yol almaya başlıyorum. Neredeydin kim bilir diye sorup ağız dolusu küfre boğacağım bir adama açıyorum kollarımı.

Şimdi bulduğum şeyin adı “benlik”. Özgürce bulduğum, uğruna dövündüğüm şey o. Ne başı var ne sonu. Çok iyi tanıdığım bir boşluğun tam da kendisi. Benliğim boşluğumun aynası, aynısı. Kıvranıyorum, davranıyorum hemen ve ayaklanıyorum. Bir ordu askerim var sanki; savaşıyorum. Burası neresi, mekanımız neyi anlatıyor, zaman hangi zaman bilmek istemiyorum. Şimdiyle yetinmeyi öğrendim nasıl olsa, buradan devam ediyorum. Tutunabildiğim kadar tutunuyorum ölüme, ölüm sessizliğine. Hazırlanıyorum sensizliğime. Kim bilir ne zamandır hazırım bu hiçliğe.

(Hakan Günday’ın AZ adlı romanının iki başkahramanından bir olan Derdâ konu alınarak yazılmıştır.)