24 Ocak 2013 Perşembe

Kedim Minnoş'un zor günü

Dün yaşlı ve hasta kedim Minnoş için çok zor bir gündü. Sabah her zamanki gibi ofisin kapısını açarken her zamankinden farklı olarak canım kedim yerinden kalkıp kapıya koşmadı. İşkillendim tabii, duymamış mıydı -ki imkansız- yoksa tuvalette miydi diye düşünürken korkuyla yatağının olduğu yere gittim. Minnoş yine kalkmadı. O kadar korktum ki başını okşadım, gözlerini açtı ama yine kalkmadı. Bir de ne göreyim! Ağzı, burnu kan içinde :( Nasıl gittiğimi bilmiyorum veterinere. Onu o halde görünce ağlamaya başladım tabii. Benim zavallı kedim yaşlılık yüzünden artık zor nefes alıyor ve zaman zaman burun kanalları tıkandığı için de burnu kanıyordu. Fakat asıl mesele halsizliğiydi. Neyse ki yolda taksinin sarsıntısıyla kendine geldi ve akşama kadar kontrol altında kaldıktan sonra ofise yani, evine geri döndü. Asıl can alıcı sahne o zaman yaşandı. Kafesinden çıkar çıkmaz yatağına öyle bir koşup yattı ki adeta "Ben burayı seviyom, atma beni sokağa, bu benim yatağım, bak sana da bi zararım yok" demeye çalışıyordu. Ben onun o telaşını görünce tabii ki yine ağlamaya başladım. O benim uğurum, ben onu asla bırakmam sokağa, onu perişan halde sokakta bulduğum o gün söz verdim ona da kendime de. Minnoş belki bazılarına göre çirkin, hasta ve yaşlı bir kedi, onca güzel kedi dururken bakılacak son kedi bile değil ama ben asla öyle düşünmüyorum. Minnoş'un sevgiye ve ilgiye , sıcak bir yuvaya ihtiyacı var ve dünyanın en yumuşak huylu, en cana yakın kedisi. Bu yüzden onu, bugüne kadar sahip olduğum kedilerden çok daha fazla seviyor ve önemsiyorum. 11 yaşında bir sokak kedisi olarak Minnoş kalan 3-4 dişiyle hayata tutunmaya çalışırken bir kez daha anlıyorum ki sevgi her şeyin ilacı. Her hayvansever, şu yaşam şartları insanlar için bile oldukça ağır şehirde, itilip kakılan hayvanlardan özellikle de hasta ve yaşlı olan bir tanesine sahip çıksa keşke. Duyarlı olalım lütfen, onlar da canlı, nefes alıp veriyorlar ve en mühimi de onların da duyguları var, sevilmek istiyorlar. Azıcık sevilmek. Öyleyse sevgiyle kalın. Hoşçakalın.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Öteki Kadın

Hala üzerinde çalıştığım "Öteki Kadın" adlı romanımın baş kahramanından bir isyan paragrafı:

Dışarıdan bakınca her şeyin günlük güneşlik göründüğünü biliyorum. Benim cephemden bakamadığın için özeniyorsun belki de sahip olduklarıma. Oysaki ben kendi kendime Tanrıyla konuşup, derdimi anlatırken hiç yoksun yanımda. Hiç bilmiyorsun ne kadar ağır geliyor bazı şeyler. Göremiyorsun, göremeyeceksin, görmek de istemiyorsun sanırım. Çünkü benim şımarık olduğumu düşünmek çok daha kolay. “Suratın da hep asık yahu senin” demek daha az yorucu düşünüp kafa yormaktan. Belkilerim, keşkelerim ve amalarım arasında koşa koşa geçiyor ömrüm ve sen, benim elimden tutanımın olmadığını bilmiyorsun değil mi? Kazanan gibi görünürken içindeki kaybedenle yaşamaya çalışmanın ne demek olduğundan haberin bile yok. Olmasın da bu saatten sonra! Hep birileri daha mutlu, daha huzurlu, daha zengindir uzaktan bakınca. Senin için tüm bunların taşıdığı anlam belki benim için başka bir şeydir. Artık tek istediğimse, benim için konuşman ya da daha kötüsü beni anlamaya çalışman yerine sadece ve sadece susman. Çünkü benim, beni anlamana değil, susmana ihtiyacım var. Sükunet içinde, huzurun fısıldadıklarını duymaya, duyduklarımla mutlu olmaya aç benim karnım. Senin dar dünyanın, yavan kurallarına değil! Beni rahat bırak !