14 Şubat 2013 Perşembe

Demek ki...

Sağlam karakterli insanlar tanıdım ne istediğini, ne yaptığını, ne söylediğini bilen. Onlar insanı yormadan net ve temiz konuşurlar. Sevgileri gerçektir ve gerçekten de sevilirler. Bir ya da iki kişi tanıdım böyle sağlam, böyle gerçek olabilen. Riyasız, yalansız, dolaysız, direkt sevebilense hiç çıkmadı karşıma. Kendimle çelişiyorum, farkındayım. Belki de değilim ve belki sen yanılıyorsun. Kelimelerimi oyunlarıma banıyorum ve sonra içiyorum kana kana. Biraz tuhaf bir tadı var, sanki eskimiş, koyulaşmış, acılaşmış biraz. Yenisini demlesem bekler misin bir zaman? Zaman da dar bir şey aslında, sonsuz gibi duruyor ama sıkışıp kalıyorsun bazen daracık zamanların bekleme salonlarında. Bir demlik oyun için bir de ben bekletmek istemiyorum seni, haydi al çantanı, koyul bakalım yola! Uzun yolların, dar zamanların arasından geçip, ferah bir düzlüğe çıkınca seslen bana. Her şeyin yeni ve yabancı geldiği ama bir o kadar da huzur verdiği bir yer bulmuş olmalısın ki sesini duyabileyim. Zaten her şeye yabancılaşmak diye de bir şey var. Bazen derin derin soluyunca ciğerlerime kadar hissediyorum o yabancılık, mültecilik duygusunu. Sen de sığındığın o düzlükte öyle hisseder misin merak ediyorum. Biraz dağınık mı senin de düşüncelerin? Cümlelerin devrik mi böyle sağlı sollu, karman çorman? Ne dediğin pek anlaşılmıyor mu senin de zaman zaman? Senin de hayallerin var mı yere düşüp dağılan, yoksa bir ben miyim böyle sarsılan, yerle bir ve yeksan olan? Sanmam! Öyle olsa rahatsız olurdum halimden. Oysa ki hiç de değilim. Zaten "hiç" koca bir sonsuzluk. Sonsuzluk ve koca bir! Yine mi anlamadın beni? Sınırla sınırsız, gerekliyle gereksiz, haraçla mezat, kediyle köpek gibi. İyiyle kötü, güzelle çirkin, yalanla hakikat gibi. Çarpım tablosu gibi; hem zaruri, hem lüzumsuz. Bilsen bir türlü, bilmesen olmaz. Tatmak istediğin acı şaraplar gibi biraz; tadınca beğenmeyeceğini bildiğin. Tadı damağında kalan mutlulukların gibi. Bitmeyecek sandığın ama en güzel yerinde önünden kaldırılan en sevdiğin yemekle dolu tabak gibi. Mecburen bir dahaki sefer, bir başka elden çıkmış bir başka yemeği tadacaksın ve kimse önünden almasın diye de çabuk çabuk yiyip bitireceksin. Sonucu gördün mü? Aynı! Hep aynıydı aslında ve buralar da hep böyleydi, demek ki biz kördük!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder