29 Eylül 2015 Salı

Hesap Günü






Yağmur yağıyor olabilir, sen dokunabiliyor musun ona, o önemli.

Bırak yağsın, sen ıslanmak istiyor musun onu söyle.

Durabiliyor musun karşısında tüm gücünle damlaların, kafan çatlayana kadar düşünebiliyor musun düşünemediklerini? 

Sanmıyorum!

Yapabildiğin en iyi şey; kucaktan kucağa gezip olmadık bedenlerde sevgi aramak. Her seferinde hayal kırıklığı yaşamaktan bıkmadığın için de bugün hayatın böylesine paramparça.

Anlamıyorsun!

Çok zavallısın, çok yalnız, çok kimsesiz ve az gururlu. Gurur önemli.

Önemsemiyorsun!

Onurun vardı bir zamanlar, uğruna savaş verebileceğin. Şimdi sıradan bir çarşaf izisin yataklarda.

Ne bekliyordun?

Duyamıyorsun bile içindeki çığlıkları, hakaretler yağdırıyor geçmişin sana. Herkese sağır, ona dikkat kesiliyorsun.

Yanılıyorsun!

Yenilgiyi kabul edemiyorsun. Düşündükçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor her şey ve içindeki ormandan bir çıtırtı duyuyorsun.

Yanıyorsun!

Küllerin rüzgara kapılıp etrafı pisletecek; kokacak, her yer is kokacak, durduramıyorsun!

Durmuyor zaman, aktıkça akıyor, büyüyor çığ gibi, üzerine düşüyor, bir yerlere koşuyor. Sızıyorsun, olduğun yerde öylece sızıyorsun. Bir avuç hayatın kaldı, onu da boşa

HARCIYORSUN!

5 Eylül 2015 Cumartesi

Kitabın Tarihi Serüveni



Antik Doğu’da kil tabletler üzerine, Yunan ve Romalıların papirüslere, Ortaçağ’da tahta sıralara yazılan, atalarımızın ele alınacak, bizimse cebe sığacak hale getirdiğimiz kitabın serüveni, sandığımızdan da uzun. Boyut ve hacmini matbaanın icadıyla değiştiren kitap, bilginin korunması ve yayılması sürecinde bir devrim niteliği taşıyor. 1882 yılında Littré’nin yaptığı tanıma göre “Elyazması ya da basılı bir metin için gerekli malzeme olarak kullanılan birçok kâğıdın bir araya getirilmesi.”; 1931 yılında Malo-Renault’nun Kitap Sanatı’nda yaptığı tanıma göre “Basılı formaların bir araya getirilip birlikte dikilmesi ve ortak bir kap altına yerleştirilmesi” ve 1962 yılında da Grand Larousse Encyclopédique’te geçen şu tanıma göre kitap “Kâğıttan ya da ciltli bir kapak altında bir araya getirilmiş basılı kâğıtlar bütünü” demektir. Ancak bu tanımlar yalnızca günümüz kitaplarını tarif ederler. Kitabın tarihine baktığımızda kopyalanan ve taşınabilir hale getirilip yayılan her metin topluluğuna kitap dendiğini ve kitabın kâğıdın icadından önceki süreçte de var olduğunu bilmek gerek. Buradan hareketle Eski Doğu’nun ve klasik Antikçağın dikili taşlarının da aslında birer kitap olduğunu varsayabiliriz. Fakat önemli olayları unutmamak adına taşların üzerine yazıt olarak kazınan bu eserlere tam olarak kitap demek de çok doğru olmayacaktır çünkü kitap; doğası gereği taşınabilir ve kopyalanabilir bir nesnedir. Bu eserleri ise ne taşımak ne de kopyalamak ve yaymak mümkündür. Bu nedenle bu eserlere içerik yönünden kitap, şekil yönünden yazıt demek daha doğru olacaktır.  

Albert Labarre’ın Yunan-Roma dünyasından bugüne, kitabın tarihine dair çok çarpıcı ayrıntılara yer verdiği  “Kitabın Tarihi” adlı eseri, bu konuda çıkarılmış kısacık bir özet aslında. Ancak ufkunuzu açacağından hiç şüphem yok. Zira konu, kitabın sayfalarında ilerledikçe insana araştırma şevki veren, daha fazla, çok daha fazla şey öğrenmek istediğiniz bir konu halini alıyor.

Dilerseniz biraz irdeleyelim kitabımızı. Bu çalışma, kitabın bir nesne haline gelmeden önceki ve geldikten sonraki serüvenini anlatıyor. Bu kitap Türkiye’de 90’lı yıllarda ulusal bir gazetenin “Cep Üniversitesi” üst başlığı altında dağıttığı kitaplardan biriydi ve kafalarda “Kitap nedir?” sorusunun pek de yer almadığı bir dönemde, okuyucuyu bu soruya cevap aramaya mecbur eden bir kitaptı.

Eser, Sümerlerin çivi yazısıyla başlayan kitabın serüvenini anlatıyor. Bir sonraki adımında Mezopotamya’ya geçen kitap,  buradan Mısır hiyeroglifine, kil tabletlere, papirüse, parşömene, kâğıda ve son olarak da tablet bilgisayarlara kadar uzanıyor. Ama Kitabın Tarihi konuya en başından yani papirüs ve parşömenin ham maddesini, yüzyıllar süren evrim sürecini anlatarak giriş yapıyor. Bizans edebiyatının ilk yazılı kitaplarının yüzlerce metrelik papirüslere yazıldığını, codex ve volumen arasındaki farkı, kitabın yüzyıllara göre gelişimini, evrimini, adlarını, ilk basılı kitabın inculabula adıyla anıldığını ve 42 satırlık bir kutsal kitap olduğunu bu eserle öğreniyoruz. Kitabın Tarihi’nde bunların yanı sıra, matbaaya geçiş evresi, Gutenberg’in yıldızının nasıl parladığı, ciltleme, süsleme illüstrasyon mesleklerinin doğuşu, basın-yayın süreçlerinin ortaya çıkışı ve Fransız devrimine kitabın etkisi gibi konulara da değiniliyor.

Kitap demişken kütüphane dememek mümkün değil. Eserde kütüphaneciliğe ilişkin en öne çıkan nokta, bu işin manastırlarda başlamış olması. Bu bilgi ışığında Hristiyan din adamlarının, kitabın tarihinde önemli bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz. Keşişlerin günlük işlerinin yanı sıra elyazması kitapları elbirliğiyle çoğaltmış olmaları ise, o dönemden günümüze birçok eserin aktarılmasını sağlamış. Bazı elyazmalarının yazımı birkaç günde biterken, bazıları ise birkaç yılda bitermiş. Kitapta bu dönemden manastırlar dönemi olarak bahsedilmiş. Bu dönemi Albert Labarre, “Büyük manastırlar entelektüel yaşamın tek merkezi” diye tanımlıyor. Din adamları bu döneme öncülük ettikleri gibi matbaanın yayılmasında da önemli bir yer teşkil etmişlerdir. Reform döneminde ise kilise otoritesi bu kez yok etmek için çalışmış ve bu dönemi Labarre şu sözleriyle özetlemiştir: : “(…) bu yüzyıl yalnızca kitapları yok etmekle kalmayan, bunları basan, satan, dağıtan ya da elinde bulunduran kişileri de ortadan kaldıran odun alevleriyle aydınlanır.”

Eserin Hümanizma ve kitap adlı bölümünde 1453 yılında Türk istilasından kaçmış olan Bizanslı okuryazarların İtalya’ya sığınmalarıyla oraya Yunanca bilgisini sokmalarından da bahsediliyor. Böylece Yunan yazı karakterlerinin basılı olarak ilk kez İtalya’da ortaya çıktığı bilgisine de ulaşma imkânı buluyoruz.

Kuşkusuz ki medeniyetin gelişimindeki en temel unsur; bilgi ve kitap da bu bağlamda en önemli kaynak. İlk çağlardan günümüze dek farklı gelişim evreleri geçiren ve bunu konu edinen bu eser yoluyla, kitabın ortaya çıkışını ve gelişimini, çeşitli kültürel, ekonomik, politik ve coğrafik etkenlerle şekillenişini, elektronik yayınlar öncesinde basılı bir şekilde varlığını sürdürüşünü detaylı bir şekilde öğrenme şansına sahip olacaksınız. Bilginin tarihi olarak da adlandırabileceğimiz kitabın tarihini bilmek, geleceğe dokunmak demek. Özetle eserde “Kitap nedir, kitap nasıl doğdu?” sorularına cevap bulurken, ilk kitapların nasıl yazıldığını, kimlerin kitap yazmayı geliştirdiğini, kitabın tarihini, tarihçesini öğrenecek ve kitabın gelişim sürecini öğrendikten sonra artık ona bakış açınızı değiştireceksiniz.

Hangi coğrafyada, iklimde, dönemde olursa olsun bilgi kaynağı kabul edilen ve bilginin, bilimin ve kültürün korunmasında ve yayılmasında çok önemli bir yeri olan kitaplar, günümüzde artık varlıklarını elektronik mecrada sürdürseler de, kitap tutkunları için kâğıt kokusu sonsuza dek vazgeçilmez olacaktır. Her kitap bir dünya, her satır ayrı bir yolculuk. Hepinize nice iyi yolculuklar.