11 Temmuz 2016 Pazartesi

Sultanın Ressamı: Bellini

(Siyah Sanat Dergisi Haziran 2015 sayısında yayınlanmıştır.)

Aylardır Montmartre Ressamlar Tepesi’nin taş sokaklarında yaptığımız gezintiye biraz ara verip rotamızı Osmanlı’ya çeviriyoruz ve Fatih Sultan Mehmet zamanında esen Rönesans rüzgarına kaptırıyoruz kendimizi. Rüzgarı estiren ressam ise Gentile Bellini (Venedik 1429- 1507). Bizler Rönesans döneminin en ünlü ressamlarından biri olan Bellini’yi, yapmış olduğu Fatih Sultan Mehmet portresiyle tanıyoruz. Gelin birlikte hem Bellini’yi tanıyalım hem de İstanbul’da geçirdiği dönemle ilgili ilginç ayrıntılara, tarihin tozlu sayfaları arasında bir göz gezdirelim.

1429 yılında Venedik’te doğan ressam, resim yeteneğini kendisi gibi ressam olan ailesinden alır. Babası Jacop ve erkek kardeşi Giovanni de, devrin ünlü ressamlarındandır. İlk resim eğitimini babasının atölyesinde gören sanatçı, ağabeyi Giovanni gibi, eniştesi olan ressam Mantegna’nın sanatından etkilenir. Gentile, kariyerine dinsel temalı tablolar yaparak başlar. Ressamların çok saygı gördüğü bir dönemde yaşıyor olmaları, iki kardeş için de çok büyük bir avantajdır. Ünleri Floransa ve Venedik’te günden güne artan ressam kardeşler, Venedik'teki Scuola Grande di San Marco binasının içindeki tabloları da birlikte yapmışlardır.

Rönesans dönemi Venedik ekolünün en önemli temsilcilerinden biri olan ressamın namı, İstanbul’a kadar yayılır ve 1479'da Fâtih Sultan Mehmed Hân tarafından Osmanlı Sarayı’na davet edilir. Bir seneyi aşkın bir süre İstanbul'da kalan Bellini, burada Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın meşhur II. Mehmed isimli portresini yapar. Şimdi gelin bu davetin öncesini, sonrasını ve detaylarını öğrenelim. 
1479 yılında imzalanan Osmanlı – Venedik Antlaşması; bir barış ve ticaret antlaşmasıdır. Yapılan antlaşmanın ardından Venedik’e giden Yahudi bir tacir, Venedik doçu Pietro Mocenigo’ya Fatih’ten bir mektup götürür. Mektupla Fatih’in doça ilettiği talep, oldukça ilgi çekicidir. Fatih, bir yandan doçu torunlarından birinin İstanbul’da yapılacak sünnet düğününe davet ederken diğer yandan da insan sureti çizme konusunda yetenekli iyi bir ressam, bir heykeltıraş ve bir bronz dökümcüsü gönderilmesini rica eder. Bunun üzerine beş yıldır doçun sarayında çalışan Gentile Bellini İstanbul’a gönderilir. Asıl macera da bundan sonra başlar.  İstanbul’a gelen Bellini, burada 16 ay gibi bir süre kalır. Fatih, Bellini’den sadece kendisinin ve çevresindekilerin portrelerini yapmasını değil, sarayının duvarlarını da fresklerle döşemesini ister. Bu arada bir dipnot olarak; Bellini’nin İstanbul’da geçirdiği süre zarfında Fâtih’le olan ilişkisi hakkında bilgi alınabilecek tek kaynağın, Şehzade Mustafa’nın hizmetine verilen Venedikli esir Giovanni Maria Angiolello’nun yazdıkları olması sebebiyle, konu hakkında çok detaylı bilgi sahibi olamadığımızın da altını çizmek isterim.

Fâtih, ressama hem çok sevdiği bahçelerin ve Venedik’in hem de yakışıklılığı ve güzelliğiyle meşhur yakınlarının resimlerini yaptırır. Bir gün Bellini, padişahın istediği üzerine bir derviş portresi yaparken aralarında şöyle bir diyalog geçer. Bu diyalogu Ahmed Refik Altınay’ın Fâtih Sultan Mehmed ve Ressam Bellini adlı eserinden aynen aktarıyorum:

- Jantil, bilirsin ki hakikati söylemek şartıyle her ne olursa olsun söylemene müsaade etmişimdir; söyle bakalım, şu âdem neye benziyor?
- Şevketpenah, madem ki zat-ı şahanelerine serbestçe idare-i efkar etmekliğime müsaade buyuruluyor, o halde söyleyeyim, bendenizin fikrimce bu âdem bir mecnundur.
- Pek doğru. Bak, alaim-i cinnet gözlerinden nasıl belli oluyor.
 - Fakat şevketmeab, bizim taraflarda da böyle birtakım adamlar vardır ki bir sıra üstüne oturup rical-i muhtelifenin medayihini okur dururlar; zat-ı şahaneleri ki bu derece ulvisiniz -zira İskender’in bile muvaffak olamadığı fütühata nail olmuşsunuz- nefs-i şahanelerinin medholunmasını arzu etmeyişiniz beni mütehayyir ediyor.
- Bu adem fikren salim olsa idi, tarafından medholunmağı arzu ederdim; fakat bir mecnunun hakkımdaki medayihini hiçbir vakit arzu etmem.[1]
Fatih’in, ressama meczup bir dervişi resmettirirken ressamla yaptığı bu konuşmadan da anlaşılacağı üzere; Bellini padişah tarafından da saygı duyulan bir ressamdır. Hatta Fatih bunu, ressama “Senin fırçanda bir sihir var.” diyerek de gösterir. Ressamın yaptığı padişahın portresi; Türk resim geleneğine farklı bir anlam kazandırarak kısa sürede yayılır. Bellini’nin bu eseri, Rönesans resminin özelliklerini taşır ve resimde yer alan yedi adet taç, Fatih’in VII. Osmanlı padişahı olduğunu simgeler.

İtalyan kaynaklarına göre, Bellini bir gün Fâtih’in özel isteği üzerine ayna karşısında kendi portresini yapar; resmin, sahibine inanılmaz derecede benzediğini gören padişah, onun yeteneğini sihre bağlar. Fâtih, Roma ve Venedik’i fethetmek istediği için Bellini’den Venedik’in resmini hatta bazı kaynaklara göre haritasını yapmasını da ister.

Bellini’nin İstanbul’da kaldığı süre zarfında ne kadar resim yaptığı tam olarak bilinmiyor. Zira Fatih’in yerine geçen oğlu II. Bayezid’in, sarayda yer alan her türlü insan suretini, günah olması sebebiyle ortadan kaldırtmasının, bu sayının tam olarak bilinememesine sebep olmuş olması yüksek bir ihtimal. Bu resimler bir şekilde ya pazara düşüp satılmış ya da yok edilmiş. Bellini’den günümüze kalan ünlü Fatih portresinin de, Saray’dan bu dönemde çıkarıldığı tahmin ediliyor. Tablo, ressam tarafından mı yoksa bir tüccar tarafından mı getirildiği bilinmemesine karşın, Venedik’te uzun yıllar boyu muhafaza edilmiş. 1916 yılından bu yana ise; Londra’daki Victoria and Albert Müzesi'nin  National Gallery koleksiyonunda sergileniyor.

Sanatçının başlıca eserleri ise şöyle:
Sultan II. Mehmet’in (Fatih’in) Portresi (1480; Londra, Ulusal Galeri, kopyası Topkapı Sarayı Müzesi’nde); Kıbrıs Kraliçesi Caterina Cornaro’nun Portresi (1492; Budapeşte, Güzel Sanatlar Müzesi); Haç Alayı (1496; Venedik, Akademi Galerisi); Haçın Mucizesi (1500; Venedik, Akademi Galerisi).

Nihal YORMAZ




[1] Ahmed Refik, Fatih Sultan Mehmed ve Ressam Bellini, İstanbul, 1325, s. 40-41.