(Siyah Sanat Dergisi Haziran 2015 sayısında yayınlanmıştır.)
Aylardır Montmartre Ressamlar Tepesi’nin taş sokaklarında
yaptığımız gezintiye biraz ara verip rotamızı Osmanlı’ya çeviriyoruz ve Fatih
Sultan Mehmet zamanında esen Rönesans rüzgarına kaptırıyoruz kendimizi. Rüzgarı
estiren ressam ise Gentile Bellini (Venedik 1429- 1507). Bizler Rönesans
döneminin en ünlü ressamlarından biri olan Bellini’yi, yapmış olduğu Fatih
Sultan Mehmet portresiyle tanıyoruz. Gelin birlikte hem Bellini’yi tanıyalım
hem de İstanbul’da geçirdiği dönemle ilgili ilginç ayrıntılara, tarihin tozlu
sayfaları arasında bir göz gezdirelim.
1429 yılında Venedik’te doğan ressam, resim yeteneğini
kendisi gibi ressam olan ailesinden alır. Babası Jacop ve erkek kardeşi
Giovanni de, devrin ünlü ressamlarındandır. İlk resim eğitimini babasının
atölyesinde gören sanatçı, ağabeyi Giovanni gibi, eniştesi olan ressam
Mantegna’nın sanatından etkilenir. Gentile, kariyerine dinsel temalı tablolar
yaparak başlar. Ressamların çok saygı gördüğü bir dönemde yaşıyor olmaları, iki
kardeş için de çok büyük bir avantajdır. Ünleri
Floransa ve Venedik’te günden güne artan ressam kardeşler, Venedik'teki Scuola
Grande di San Marco binasının içindeki tabloları da birlikte yapmışlardır.
Rönesans dönemi Venedik ekolünün en önemli temsilcilerinden
biri olan ressamın namı, İstanbul’a kadar yayılır ve 1479'da Fâtih Sultan
Mehmed Hân tarafından Osmanlı Sarayı’na davet edilir. Bir seneyi aşkın bir süre
İstanbul'da kalan Bellini, burada Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın meşhur II. Mehmed
isimli portresini yapar. Şimdi gelin bu davetin öncesini, sonrasını ve
detaylarını öğrenelim.
1479 yılında imzalanan Osmanlı – Venedik Antlaşması; bir barış
ve ticaret antlaşmasıdır. Yapılan antlaşmanın ardından Venedik’e giden Yahudi
bir tacir, Venedik doçu Pietro Mocenigo’ya Fatih’ten bir mektup götürür. Mektupla
Fatih’in doça ilettiği talep, oldukça ilgi çekicidir. Fatih, bir yandan doçu
torunlarından birinin İstanbul’da yapılacak sünnet düğününe davet ederken diğer
yandan da insan sureti çizme konusunda yetenekli iyi bir ressam, bir
heykeltıraş ve bir bronz dökümcüsü gönderilmesini rica eder. Bunun üzerine beş
yıldır doçun sarayında çalışan Gentile Bellini İstanbul’a gönderilir. Asıl
macera da bundan sonra başlar.
İstanbul’a gelen Bellini, burada 16 ay gibi bir süre kalır. Fatih,
Bellini’den sadece kendisinin ve çevresindekilerin portrelerini yapmasını değil,
sarayının duvarlarını da fresklerle döşemesini ister. Bu arada bir dipnot
olarak; Bellini’nin İstanbul’da geçirdiği süre zarfında Fâtih’le olan ilişkisi
hakkında bilgi alınabilecek tek kaynağın, Şehzade Mustafa’nın hizmetine verilen
Venedikli esir Giovanni Maria Angiolello’nun yazdıkları olması sebebiyle, konu
hakkında çok detaylı bilgi sahibi olamadığımızın da altını çizmek isterim.
Fâtih, ressama hem çok sevdiği bahçelerin ve Venedik’in hem
de yakışıklılığı ve güzelliğiyle meşhur yakınlarının resimlerini yaptırır. Bir
gün Bellini, padişahın istediği üzerine bir derviş portresi yaparken aralarında
şöyle bir diyalog geçer. Bu diyalogu Ahmed Refik Altınay’ın Fâtih Sultan Mehmed
ve Ressam Bellini adlı eserinden aynen aktarıyorum:
- Jantil, bilirsin ki hakikati söylemek şartıyle her ne
olursa olsun söylemene müsaade etmişimdir; söyle bakalım, şu âdem neye benziyor?
- Şevketpenah, madem ki zat-ı şahanelerine serbestçe idare-i
efkar etmekliğime müsaade buyuruluyor, o halde söyleyeyim, bendenizin fikrimce
bu âdem bir mecnundur.
- Pek doğru. Bak, alaim-i cinnet gözlerinden nasıl belli
oluyor.
- Fakat şevketmeab,
bizim taraflarda da böyle birtakım adamlar vardır ki bir sıra üstüne oturup
rical-i muhtelifenin medayihini okur dururlar; zat-ı şahaneleri ki bu derece
ulvisiniz -zira İskender’in bile muvaffak olamadığı fütühata nail olmuşsunuz-
nefs-i şahanelerinin medholunmasını arzu etmeyişiniz beni mütehayyir ediyor.
- Bu adem fikren salim olsa idi, tarafından medholunmağı
arzu ederdim; fakat bir mecnunun hakkımdaki medayihini hiçbir vakit arzu etmem.[1]
Fatih’in, ressama meczup bir dervişi resmettirirken ressamla
yaptığı bu konuşmadan da anlaşılacağı üzere; Bellini padişah tarafından da
saygı duyulan bir ressamdır. Hatta Fatih bunu, ressama “Senin fırçanda bir
sihir var.” diyerek de gösterir. Ressamın yaptığı padişahın portresi; Türk
resim geleneğine farklı bir anlam kazandırarak kısa sürede yayılır. Bellini’nin
bu eseri, Rönesans resminin özelliklerini taşır ve resimde yer alan yedi adet
taç, Fatih’in VII. Osmanlı padişahı olduğunu simgeler.
İtalyan kaynaklarına göre, Bellini bir gün Fâtih’in özel
isteği üzerine ayna karşısında kendi portresini yapar; resmin, sahibine inanılmaz
derecede benzediğini gören padişah, onun yeteneğini sihre bağlar. Fâtih, Roma
ve Venedik’i fethetmek istediği için Bellini’den Venedik’in resmini hatta bazı
kaynaklara göre haritasını yapmasını da ister.
Bellini’nin İstanbul’da kaldığı süre zarfında ne kadar resim
yaptığı tam olarak bilinmiyor. Zira Fatih’in yerine geçen oğlu II. Bayezid’in,
sarayda yer alan her türlü insan suretini, günah olması sebebiyle ortadan
kaldırtmasının, bu sayının tam olarak bilinememesine sebep olmuş olması yüksek
bir ihtimal. Bu resimler bir şekilde ya pazara düşüp satılmış ya da yok edilmiş.
Bellini’den günümüze kalan ünlü Fatih portresinin de, Saray’dan bu dönemde
çıkarıldığı tahmin ediliyor. Tablo, ressam tarafından mı yoksa bir tüccar
tarafından mı getirildiği bilinmemesine karşın, Venedik’te uzun yıllar boyu
muhafaza edilmiş. 1916 yılından bu yana ise; Londra’daki Victoria and Albert
Müzesi'nin National Gallery koleksiyonunda sergileniyor.
Sanatçının başlıca eserleri ise şöyle:
Sultan II. Mehmet’in (Fatih’in) Portresi (1480; Londra,
Ulusal Galeri, kopyası Topkapı Sarayı Müzesi’nde); Kıbrıs Kraliçesi Caterina
Cornaro’nun Portresi (1492; Budapeşte, Güzel Sanatlar Müzesi); Haç Alayı (1496;
Venedik, Akademi Galerisi); Haçın Mucizesi (1500; Venedik, Akademi Galerisi).
Nihal YORMAZ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder