Soğuk. İliklerim mi donuyor? Nedir bu hissettiğim? Ruhum mu çıplak? Olabilir mi? Belki! Sevebilir miyim yeniyi, yenileri? Yineleyebilir miyim acı sözleri durmadan, bıkmadan, susmadan. Bir yol tarif edebilir miyim dersin kendime sağı yeşil, solu mavi? Giderken sağda, dönerken solda. Dümdüz bir yol. Yürüyerek 5 dakika. Durunca sonsuzluk.
Susuzluk gibi bir şey kurutmuş dilini, kana kana içmelisin sessizliği. Sonra tükürüp toprağa acı veren kinini, haydi bakalım demeli her zamanki gibi.
Şşşş! Bozma sakın sessizliği. U yapma, sakın sapma. Tekerlekler inlerken duyma ve duyurma ortalığa. Nefes alıp verir gibi çek içine sessizliği. Duymadığın her kelimeden çıkardığın her anlam için göm toprağa o serseriyi. Herkes hakettiği gibi!
Yer sarsılıyor sanki ya da dünya dönüyor durduğu yerde. Sabırsız bir çırpınışı var doğanın ve güneş asla ışıldamıyor. Batmayan değil, doğmayan bir güneş var tam tepemde, kendini beğenmişlerin üstüne çıkıp tepiştiği. Lanetimle boyayıp, girdabımda kaybettiğim arkadaşlarım var. Hep yanlarında olmak isterken uzaklarına düştüğüm insanlarım var insanlıklarından şüphe ettiğim. Hep biraz daha derinlerine düştüğüm kuyularım, derinlerinden çektiğim sularında boğulduğum kabuslarım var. Anlamsız satırlarımın arasına gizlediğim binlerce sırrım ve cevabını kimsenin veremeyeceği sorularım var. Sorsam da bir, sussam da. Tabiatım gereği konuşurken susuyor, gülerken ağlıyorum. Tabii diyorum her yapaylığa ve olur olmaz kusuyorum gözyaşlarımı soğuk, buz gibi yataklarda.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder