-Öyle bir an geliyor ki insan yakıp gemileri kaçmak istiyor. Aşağı yukarı hep aynı duygu, aşağısı sakal yukarısı bıyık. Ne kadar üst üste acı çekersen o kadar güçleniyorsun diye bir kural da yok. Aralıklarla acımalı insanın canı. Evet, öyle olmalı ki vakit bulabilsin güçlenmeye. Zaten hangi ordu üst üste girdiği savaşların hepsini kazanmış ki? Kimin gücü yeter ki doğmamış güneşi doğurmaya? Kim ki dünyayı eline alıp çevirebilecek güce sahipken, oturduğu yerden herkese ateş eden? Kim bunlar, neyin izinde, kimin peşindeler. Doğruları var mı? Yanlışları peki? Yaraları var mı onların da? Sarılmayı beklemişler mi?
-Kime anlattığını, kime söylediğini bilmeden konuşur durursun bazen, ha duvar, ha karşındaki. Sen söylerken 9 kere yutkunur, 10’ncuda da istediğinden başka şeyler çıkarırsın ağzından. Karşındakiler hep hatalıdır. Hep anlamamışlar, yormuşlardır seni. Onların adı “Onlar” seninkisi “Ben”. Ne kadar “Ben” dersen o kadar ayrılıyorsun karşındakilerden. Bir çaban da yok esasen kendini başkalaştırmaya. Hep “kendim”, hep “ben”, hep “benim mutluluğum” insanısın çünkü sen ve dünyanın senin arzu ve taleplerin üzerine şekillenmediğini bir türlü anlayamayışın neden? Hep kaçıp gitmek, kurtulmak istemenin sonu var mı bilmem ama yoruyor seni bu “kal-git” adlı ikilem.
-Tırmanışa geçtiğimiz anda kalbimizin dağlarında, bir an durup kamp kuruyoruz en ücra mağaralarda. Biz oluyoruz aniden, kurtuluyoruz sendeki benden. Beynimiz bir, eylemlerimiz ayrı davranıyorlar. Ayrışıyoruz hücrelerimizden, toplaşıyoruz taburlarımızda askerlerimizle. Sendeki “Ben”i yenmeye yeminliyiz. Kuşanıyoruz silahlarımızı, dikiliyoruz senin ve çelişkilerinin karşısına. Birken iki, ikiyken çok oluyoruz. Donup kalıyoruz dönüp duran dünyada. Sarsılan yerlere adımlarımızı gömüyoruz, saldırıyoruz acımasızca sınırları tellerle örülü topraklarına. Tırmandığımız dağlardan inişimiz şerefine kaldırıyoruz aşk şarabının kırık kadehini. İçerken kan damlayan dudaklarımız karışıyor nefesimize ve artık her yer kan ve her yer inziva.
- İçime alırdım bıraksaydın çoktandır sıkışan nefesini. Yarını, sonrayı, daimayı düşünmeseydin alırdım kalbimden içeri seni. Ama korkutuyor münzevi hayatımı bırakıp seninkine tabi olmak. Senin doğrularınla, senin çizginde yaşamak ürkütüyor içimdeki hayvanı. Korkuyorum ama bir o kadar da hırslanıyorum ıslak köpek gibi. Koştukça geri kalıyor, geri kaldıkça meraklanıyorum. Yüksek sesle düşünüyor, sessizliğimde dinleniyorum. En ufak bir itirazım yok hiçbir şeye. Devrilebilir cümlelerim üzerime. Haydi rastgele!
Güzel blog !!! Kolay gelsin
YanıtlaSilHımmmm
YanıtlaSilTeşekkürler. Yine beklerim :)
Sil