26 Haziran 2013 Çarşamba

Mucize


Eksilirken tamamladığım ötekilerimi tepsiye serpiştirip ayrık parçaları seyre koyuldum. Kökünden kopardığım aklımı, sakince yere bırakıp yatağa uzandım. Aklım bir yanda, ben bir yandaydım artık. Hafiftim, kuştum, uçtum. Uzaklaştım, uçsuzdum. Bucak bucak kaçıyordum selahiyetimden.[1] Bir yük daha eksiliyordu omuzlarımdan. Omuzlarım dik, omuzlarım çökmüş, omuzlarımda baş yok, başımda akıl. Sonra kaleme baktım ve “haydi bakalım düşün biraz” dedim. Kalem düşündü ve elim kalemi düşürünce kalem yazmaya başladı. Önemli olan, önemsizleri görmezden gelmektir diye başladı cümle. Sonra birden kendimizi masanın etrafında bulduk. Yuvarlak masanın ortasında koca bir konu döndükçe dönüyordu. Bir dünyası vardı masanın; şamdanlı, yemekli, görkemli. Yetişkin ölçülerinde sırlar, garson boy torbalara sıkıştırılıp çöpe atıldı birden ve dağıldı kurtlar sofrası. Resimleri silik duvarlar yıkıldı ve hoooopppp kasırga! Her yer bir yerde, her renk soluk. Toz toprak, bulut ve havayla bir olup, bundan sonraki hayatını yaşayacak ve kendinden başkasına aldırış etmeyecekti. Pişmanlık hissedilmeyecek, geriye dönülmeyecekti. Tıpkı ölülerin geri gelmediği gibi. Burada hayat, yaşarken ölmekti, ölmeden önce yaşamak nedir bilinmezdi. Kendini katletmişti hayat. Faili belliydi. Bir an bile kendine hayranlık duymaz, çekiştirdikçe çekiştirirdi eteklerini ve sonra yırtardı pelerinini, uçardı uzaklara. Bir mucize aramaya. Bir oğlanda, bir kızda, iki çocukta, bir aşkta ve bir kadında saklıydı mucizenin en somut hali. İtiraz etmedi, belki de buydu kalbinin beklediği. Mucize, bir düşünceydi. Geçmiş ise bir ucube. Artık hayat bir piknik yeriydi, neşeli, çiçekli, kelebekli ve uğur böcekli.








[1] Bir konu hakkında bilgi sahibi olarak, kişileri yönlendirme olayı.

7 Haziran 2013 Cuma

YAZIYORUM BOZAMIYORUM

Bir yerlerde ayaklanmalar olmuştu. Şehir talan edilmiş, duman altında kalmıştı. Çığlık çığlığa kaçışıyor ama vazgeçmiyor direniyordu gençler. Çapulcu gençler. Her yer ağaçtı ama kimse görmüyordu. Her yer fidandı, ağaca durmuştu ama suyumuz tazyikliydi, gerek yoktu. Ender rastlanıyordu tarihte böylesine. Hem koşan, hem kaçan hem de geri gelene. Her gün aynı şey ve bitmiyor, bitemiyordu. Bazıları vardı, akılları yarımdı. Bazıları vardı yürekleri kara. Bazıları baştan sona kin ve intikamdılar. Öteki beriki yoktu, bazen çok fazla bir ve hür olunabiliyordu. Keşke hep böyle olsak deniyordu. Anneler şaşırıyordu. Çocukları adam olmuştu, bazıları onları taşlıyordu. Gençler vardı ölüyor, diğerleri direniyor, durmuyordu. Yine hafta sonuydu ve gece kulüpleri bomboştu. Bazen düşündürüyordu adam bizi; belki de sadece duygusuzluğu sayesinde ayakta kalmıştı. Burası bir semtti, sonra her yer bu semt oldu. Herkes saatine bakıyordu, tencereler kaynıyordu içlerinde kepçelerle. Arkamızda dayımız yoktu. Sonumuz, durumuz, susumuz yoktu çünkü dudaklarımızda yalnızca sevgi şarkıları çalıyordu. Özgür olmak istiyordu gencin ruhu. Ağacımı kesme diye ağlıyordu sabaha karşı acı bir gaz solurken. Sonra her yer duman, her yer gaz, her yer barikat oldu. El ele verip, kocaman bir birlikteliğin tarihini yazıyorduk. Çarşı zaten her şeye karşı ve biz onu renklerden bağımsız sevmeyi öğreniyorduk. Sanırım biraz fazla akıllıydık, mizahımızla şaşırtıyorduk. Sadece elini sıkıyorduk mizahın karasının. Biz hep beyazdık, zeytin dalıydık. Uzatıyorduk almıyordu, buralardan kaçıyordu. Akımıza kara çalıyor, hiç utanmıyordu. Kendisine yapılsın istemediği her ne varsa, tereddütsüz yapıyor ve bizi her gün biraz daha kızdırıyor ama bir o kadar da birleştiriyordu. Umuyorduk bıkmadan! Soruyorduk durmadan! Anlamıyordu bizi bu adam! "Tamam! Değil sizin iki ağacınızı kesmek size öyle bir park yapacağım ki dünya buranın yeşilini konuşacak!" demiyor, diyemiyordu. Neler oluyordu? “Yandaş, yoldaş, karşıt” bunlar neydi? Gençler anlattıkça, kulaklar hepten sağır oluyordu. Lafı toparlamaya mı çalışıyordu yoksa toparlayamayacağını anladıkça mı hırçınlaşıyordu? İlk ödevini unutmuştu, hiç öğrenmişliği olmuş muydu? Buralara olan olmuştu, artık dönüşü yoktu. Hey komşu, oradan bakınca buralar gözüküyor mu?  Yazdıklarım seni, biraz olsun bozabiliyor mu?

(Ayraç Gezi Parkı özel sayısında yayınlanmıştır.)