Bir yerlerde ayaklanmalar olmuştu. Şehir talan edilmiş,
duman altında kalmıştı. Çığlık çığlığa kaçışıyor ama vazgeçmiyor direniyordu
gençler. Çapulcu gençler. Her yer ağaçtı ama kimse görmüyordu. Her yer fidandı,
ağaca durmuştu ama suyumuz tazyikliydi, gerek yoktu. Ender rastlanıyordu
tarihte böylesine. Hem koşan, hem kaçan hem de geri gelene. Her gün aynı şey ve
bitmiyor, bitemiyordu. Bazıları vardı, akılları yarımdı. Bazıları vardı
yürekleri kara. Bazıları baştan sona kin ve intikamdılar. Öteki beriki yoktu,
bazen çok fazla bir ve hür olunabiliyordu. Keşke hep böyle olsak deniyordu.
Anneler şaşırıyordu. Çocukları adam olmuştu, bazıları onları taşlıyordu.
Gençler vardı ölüyor, diğerleri direniyor, durmuyordu. Yine hafta sonuydu ve
gece kulüpleri bomboştu. Bazen düşündürüyordu adam bizi; belki de sadece
duygusuzluğu sayesinde ayakta kalmıştı. Burası bir semtti, sonra her yer bu
semt oldu. Herkes saatine bakıyordu, tencereler kaynıyordu içlerinde
kepçelerle. Arkamızda dayımız yoktu. Sonumuz, durumuz, susumuz yoktu çünkü
dudaklarımızda yalnızca sevgi şarkıları çalıyordu. Özgür olmak istiyordu gencin
ruhu. Ağacımı kesme diye ağlıyordu sabaha karşı acı bir gaz solurken. Sonra her
yer duman, her yer gaz, her yer barikat oldu. El ele verip, kocaman bir
birlikteliğin tarihini yazıyorduk. Çarşı zaten her şeye karşı ve biz onu
renklerden bağımsız sevmeyi öğreniyorduk. Sanırım biraz fazla akıllıydık,
mizahımızla şaşırtıyorduk. Sadece elini sıkıyorduk mizahın karasının. Biz hep
beyazdık, zeytin dalıydık. Uzatıyorduk almıyordu, buralardan kaçıyordu. Akımıza
kara çalıyor, hiç utanmıyordu. Kendisine yapılsın istemediği her ne varsa,
tereddütsüz yapıyor ve bizi her gün biraz daha kızdırıyor ama bir o kadar da
birleştiriyordu. Umuyorduk bıkmadan! Soruyorduk durmadan! Anlamıyordu bizi bu
adam! "Tamam! Değil sizin iki ağacınızı kesmek size öyle bir park
yapacağım ki dünya buranın yeşilini konuşacak!" demiyor, diyemiyordu.
Neler oluyordu? “Yandaş, yoldaş, karşıt” bunlar neydi? Gençler anlattıkça,
kulaklar hepten sağır oluyordu. Lafı toparlamaya mı çalışıyordu yoksa
toparlayamayacağını anladıkça mı hırçınlaşıyordu? İlk ödevini unutmuştu, hiç
öğrenmişliği olmuş muydu? Buralara olan olmuştu, artık dönüşü yoktu. Hey komşu,
oradan bakınca buralar gözüküyor mu? Yazdıklarım seni, biraz olsun bozabiliyor mu?
(Ayraç Gezi Parkı özel sayısında yayınlanmıştır.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder