6 Temmuz 2014 Pazar

Diriliş


Ağlarken düşünüyorsun ve insan olduğunu anımsıyorsun. Anlıyorsun biraz, severken düşünmediğini, düşünerek sevilmediğini. Yolları ayrı, durakları farklı iki insanı bir araya getirenin ne olduğuna yoruyorsun kafanı. Kafan kazan, hayat kepçe, dilinde kelepçe susarak seviyorsun, durarak yürüyorsun. Adımlarının ardı arkası kesilmiyor ama ilerleyemiyorsun. Temkinlisin, biraz da deli. Sakinsin sen de biraz belki. Hedefin belli, sonucun şaibeli. Taraf tutuyorsun ve bazen şaşırıyorsun hedefi. Bilemiyorsun var mı bu terk edilişlerin bir sebebi ve hatta diyebilirsin ki seçmeli miyim ille de birini. Peki, hiç fark ettin mi ne kadar azımız sevebilmişiz bir diğerini ilk seferki gibi. Bir yerlerde bulup, canına okumalı o ilk terk edeni, silip süpürüp üstümüze tüküreni. Ölesiye sevebildiğin gibi, bir kalemde silebilmelisin seni diri diri gömeni. Fakat bugün hiç içmediğim gibi içiyor, hiç kaldırmadığım gibi kaldırıyorum kadehimi. Paylaştıkça çoğalan yalnızlığım kadar hatırlıyorum, onun zerresi kadar sevmiyorum seni. Yalnızlığımı seviyor, durgunluğuma kızıyor, suskunluğuma ağlıyorken, şakaklarına dayıyorum ve kusuyor parmaklarım  tüm nefretimi. Sessizce bekliyorum nefretim tarafından terk edilmeyi. Bir başlangıç kadar sıradan buluyorum her sonu, her bitişi. Ama sanki birini bulsun diye yaratılmış diğeri. Geçmiyor bu yaraların izi. Teker teker çöp ilan ediyorum kalbimde biriktirdiklerimi. Sen de artık vazgeç, terk et, azat et beni. Hikâyelerimin arasından çek kendini ve göm hırsını, inancını ve şiddetini. Bozmalısın yol yakınken en derine gömdüğün yeminlerini. Ağlarken akan her gözyaşın silmeli mazinin izlerini… Ve insan yeri gelince, hiç ölmemiş gibi dirilebilmeli.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder