Ağlarken düşünüyorsun ve insan olduğunu
anımsıyorsun. Anlıyorsun biraz, severken düşünmediğini, düşünerek
sevilmediğini. Yolları ayrı, durakları farklı iki insanı bir araya getirenin ne
olduğuna yoruyorsun kafanı. Kafan kazan, hayat kepçe, dilinde kelepçe susarak
seviyorsun, durarak yürüyorsun. Adımlarının ardı arkası kesilmiyor ama
ilerleyemiyorsun. Temkinlisin, biraz da deli. Sakinsin sen de biraz belki. Hedefin
belli, sonucun şaibeli. Taraf tutuyorsun ve bazen şaşırıyorsun hedefi.
Bilemiyorsun var mı bu terk edilişlerin bir sebebi ve hatta diyebilirsin ki
seçmeli miyim ille de birini. Peki, hiç fark ettin mi ne kadar azımız
sevebilmişiz bir diğerini ilk seferki gibi. Bir yerlerde bulup, canına okumalı
o ilk terk edeni, silip süpürüp üstümüze tüküreni. Ölesiye sevebildiğin gibi,
bir kalemde silebilmelisin seni diri diri gömeni. Fakat bugün hiç içmediğim
gibi içiyor, hiç kaldırmadığım gibi kaldırıyorum kadehimi. Paylaştıkça çoğalan
yalnızlığım kadar hatırlıyorum, onun zerresi kadar sevmiyorum seni.
Yalnızlığımı seviyor, durgunluğuma kızıyor, suskunluğuma ağlıyorken,
şakaklarına dayıyorum ve kusuyor parmaklarım tüm nefretimi. Sessizce bekliyorum
nefretim tarafından terk edilmeyi. Bir başlangıç kadar sıradan buluyorum her sonu,
her bitişi. Ama sanki birini bulsun diye yaratılmış diğeri. Geçmiyor bu
yaraların izi. Teker teker çöp ilan ediyorum kalbimde biriktirdiklerimi. Sen de
artık vazgeç, terk et, azat et beni. Hikâyelerimin arasından çek kendini ve göm
hırsını, inancını ve şiddetini. Bozmalısın yol yakınken en derine gömdüğün
yeminlerini. Ağlarken akan her gözyaşın silmeli mazinin izlerini… Ve insan yeri
gelince, hiç ölmemiş gibi dirilebilmeli.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder