14 Ağustos 2014 Perşembe

PİÇ



Koskoca bir hiçliğin içinde piç olmuş hayatımızı yaşamaya çalışırken, bunu içimizden birinin çıkıp anlatmış olması ne kadar da güzel bir hediye. Kendinizden çok şey bulabileceğiniz bir kitap kaç kez geçer ki hayatta elinize. Bazısı aşk hikayesi anlatır, diğeri tarih yazar, beriki polisiye, falancı şiir, filancı chick-lit (dizüstü edebiyatı denen şey). Ama kaç tanesinde gerçekten kendinizi bulursunuz. Biliyorsunuz ben Ayraç dışında hiçbir yerde, ne blogumda, ne sosyal medyada kitap tahlili de yapmam, övgüde de bulunmam. Lakin Hakan Günday benim yazın dilimi de etkilemiş, ruhuma işleme çabası olmaksızın bunu başarmış, içinde ne varsa ustaca kitaba kusan, okuyanı da iğrendiği kusmuğun içine çekip mide kramplarıyla yataklara düşürebilen tek geçtiğim usta bir yazardır. Ne yazsa severim, okurum, ne söylese kaale alırım. Harikadır, harika anlatır, harika yazar. O yüzden de onu övmeden geçemiyorum. Bugünlerde yazarın “Piç” adlı kitabında geçen bir cümle takıldı aklıma ve tam olarak hatırlayamayınca tekrar aldım kitabı elime ve bir de baktım kitabı ikinciye okumaya başlamışım. İlkinden daha da fazla sardı beni, aldı götürdü. Havaya kaldırıp sonra birden yere bıraktı hatta. Okuduklarımdan en aklımda kalanları paylaşıp sizi de sarsmak istedim. Buyurunuz Hakan Günday ve piçlerin yanı sıra hiçlerin hayatını da özetlediği eril kitabı PİÇ : 




Piçlerin çocukları olmaz.

Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir.

Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sıradaşılıkları vardır.

Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir.

Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır.

Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur. Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur.

Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır.

Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler.

Piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve "Neden?" diye sormaz. "Neden" sorusu piçliği yok eder.




PS: Yazarı keşfetmek isteyenlere şu adrese uğramaları tavsiyemdir. http://www.hakangunday.net/

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Yoruyor insanı özlem


                                   

Bir şeye özlem yorar insanı. Kalbini sustursan kafa sesini duyar durursun. Özlersin gidenleri. 
Bazı gidişler ölüm gibidir, bazı ölümlerse gidiş gibi. Sanki her an dönecekmiş gibi bekler durursun, kapı her çaldığında o mu geldi diye koşarsın, bin kez de koşsan yorulmazsın. Ama gelmez ne giden ne ölen. Ki zaten aynıdır ikisi çoğu zaman. 

Kalansa sağdır, salimdir. Ne kadar sağlam olunabilirse o kadardır. Üzgündür, çabuk kırılır, çabuk incinir kaybedenler. Her başlangıçta yeniden umutlanır, herkesten büyük olur hayal kırıklığı onların. Ve herkes aksini düşünse de o asla unutmaz gideni ve götürdüklerini. 

Hiç kaybettiniz mi ağabeyinizi? Ağabey kaybetmek nedir bilir misiniz? Babanın olmadığı bir hayatta ağabeydir en büyük dağ. Ben kaybettim oradan biliyorum. Babam yok değildi, hala da var ama uzak, hem bana hem yaşadıklarıma. Biri gidince diğerleri de gider aslında. Babam da öyle olmuştu belki. Sonuçta geri kalan sağlardan biri olarak bir yanımız hep eksikti. Ne kadar eklesek de eksiliyorduk her yıl biraz daha ve sanki her geçen yıl, bizi ona biraz daha yakınlaştırıyordu. Sanki bir yerde bekliyordu o bizi ve biz sırayla onun yanına gidecektik. Ama sonra bir gün birden anladık ki bu işler sırayla olmuyordu. Önce amcamı yolladık yanına. Şimdi kimbilir sıra kimde? Yaz ayları böyle geçiyor bizde. İnanılmaz yavaş geçti sensiz 19 sene. Özledik seni dön desek dönemiyorsun ya işte en çok da o koyuyor bize. Sen bizi düşünme, rahat uyu yerinde. 

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Yeni bir hayat :)



                                                

Bazen yeniden başlamak gerekir her şeye. Şöyle bir silkelenip kendine gelmesi gerekir insanın. Ben de öyle yapıp İş yerimi kapattıktan sonra buhrana kapılmamak adına hemen ilk bulduğum işe girdim fakat son zamanlarda öğretmenlik mesleğine duyduğum sempatimi kaybettiğimin de farkındaydım. Az para çok iş mantığıyla, üstelik de köle gibi, aralıksız saatlerce ders anlatmak suretiyle çalıştırılmaktan gerçekten nefret eder olmuştum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım,ne yaparsam yapayım ne eğitim koordinatörümü, ne patronumu, ne de öğrencilerimi memnun edebiliyordum. Delirme noktasına gelmiştim. Ders saati başına 15 TL aldığım bir kurumun beni sömürmesine de, eleştirmesine de tahammül edemiyordum. Bu yüzden de işime de, derse de, öğrencilere de, konuya da konsantre olamıyordum ve bu da ya sürekli olarak sınıfta hatalar yapmama ya da isteksizce hazırladığım worksheetlerdeki soruları bazen benim bile cevaplayamamama neden oluyordu. Motivasyonum haddinden fazla düşüktü. Hal böyleyken de artık öğretmenlikten tat alamıyordum ve sonunda çanlar benim için çalmaya başladı. Sonra günlerden bir gün oturdum ve sordum kendime:
"-Mecbur musun bu işi yapmaya?" Cevap gecikmedi: "-Hayır!" Ee peki cevap hayırsa ben neden iş aramıyordum. Daha önce meslek dışı yapmış olduğum 25 tane iş görüşmesinin olumsuz sonuçlanmış olması mı kırıyordu cesaretimi acaba derken birden bir telefon geldi ve bir dergiden iş görüşmesine çağrıldım. Nasıl mutlu olduğumu, kendimi ne kadar harika hissettiğimi ve nasıl umutlandığımı anlatamam. Belki dünyanın en harika fırsatı değildi bu, ama zamanlama müthişti. En umutsuz ve mutsuz dönemimde gelmişti haber. Görüşme gününü kararlaştırdıktan sonra bir iş çıkışında ilk görüşmemi yapmak üzere Gayrettepe'deki ofise gittim. Heyecanlıydım ve bir o kadar da mutlu. 2 buçuk yıldır yazdığım Ayraç dergisi gibi değildi bu dergi. Sağlık sektöründe yayınlanıyordu dergi ve sektörel olarak yabancı olduğum bir alana hizmet ediyordu ama dergiydi işte sonuçta ve ben de bu ailenin bir parçası olmak için can atıyordum. Önce birinci, derken ikinci görüşmeye çağrıldım. İlk görüşmede fidan boylu, gencecik, güler yüzlü, tatlı sözlü Fidan Hanım görüştü benimle. Dergiyi ve yapılacak işleri anlattıktan sonra bana da sorular sordu ve notlarını aldı. Olumlu geçmişti görüşme, hissediyordum ama yine de emin olmak istedim ve görüşmeden birkaç gün sonra Fidan Hanım'ı arayarak bu işi çok istediğimi belli eder bir konuşma yaptım. Bu konuşma etkili olmuş olacak ki ikinci görüşmeye çağrıldım. Görüşme günü gelip çattığında yine heyecanlıydım. Bu sefer Genel Yayın Yönetmeniyle ve aynı zamanda patronla görüşecektim. Görüşme epeyce uzun sürdü fakat yine olumlu geçti. Tüm detayların konuşulduğu, kafama takılanları sorma   fırsatı bulabildiğim bir görüşme oldu. Her konuda anlaşabildik dersem yalan olur ama temel prensiplerde anlaştık. Vee bir gün mail kutuma düşen maille, uzun zamandır beklediğim iş değiştirme fırsatını yakalamış oldum, işe kabul edilmiştim. Mutluydum, hem de çok mutlu. İlk işime kabul edildiğimde bile bu kadar mutlu olmamıştım belki. Çünkü bu seferki iş deneyimim beni, içinde boğulmak üzere olduğum, karın ağrıtan eğitim sistemimizden kurtarma özelliği taşıyordu. Demin de dediğim gibi belki dünyanın en iyi işi ya da fırsatı değildi ama ihtiyacım olan değişim ayaklarıma kadar gelmişti. Bugün de yeni hayatımın  ilk günü. Derginin işleyişini, süreçleri, neler yapıldığını, yapılacağını, yapılmak istendiğini öğrenmeye çalıştığım staj günlerimin ilki. Sımsıcak bir çalışma ortamının, gencecik ve kafa dengi insanların olduğu sevimli, minik bir ofisimiz var. Açık ofis burası ve kurallarımız da buna göre şekillenmiş. Uyulamayacak, uyum sağlanamayacak hiçbir kuralla karşılaşmadım henüz. Ve karşılaşmayacağıma da inanıyorum. Önümde uzun bir yol var ve ben bu yolu başarıyla ve yüzüm gülerek yürüyeceğime inanmak istiyorum. Bu arada başka güzel sürprizlerim de var fakat onları şimdilik ne burada yazabilirim ne de başka bir şekilde söyleyebilirim. Ama her an yeni bir yenilikle daha karşınıza çıkabilirim haberiniz olsun. Merak etmeyin öyle aşk meşk falan değil. Biliyorum artık benden de aşk hayatıma dair güzel haberler duymak istediğinizi ama ben şu an iş hayatımdaki güzel gelişmelerin tadını çıkarmak istiyorum. Her şeyin bir sırası var öyle değil mi? Ben de sıramı bekliyorum. :)