Bazen yeniden başlamak gerekir her şeye. Şöyle bir silkelenip kendine gelmesi gerekir insanın. Ben de öyle yapıp İş yerimi kapattıktan sonra buhrana kapılmamak adına hemen ilk bulduğum işe girdim fakat son zamanlarda öğretmenlik mesleğine duyduğum sempatimi kaybettiğimin de farkındaydım. Az para çok iş mantığıyla, üstelik de köle gibi, aralıksız saatlerce ders anlatmak suretiyle çalıştırılmaktan gerçekten nefret eder olmuştum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım,ne yaparsam yapayım ne eğitim koordinatörümü, ne patronumu, ne de öğrencilerimi memnun edebiliyordum. Delirme noktasına gelmiştim. Ders saati başına 15 TL aldığım bir kurumun beni sömürmesine de, eleştirmesine de tahammül edemiyordum. Bu yüzden de işime de, derse de, öğrencilere de, konuya da konsantre olamıyordum ve bu da ya sürekli olarak sınıfta hatalar yapmama ya da isteksizce hazırladığım worksheetlerdeki soruları bazen benim bile cevaplayamamama neden oluyordu. Motivasyonum haddinden fazla düşüktü. Hal böyleyken de artık öğretmenlikten tat alamıyordum ve sonunda çanlar benim için çalmaya başladı. Sonra günlerden bir gün oturdum ve sordum kendime:
"-Mecbur musun bu işi yapmaya?" Cevap gecikmedi: "-Hayır!" Ee peki cevap hayırsa ben neden iş aramıyordum. Daha önce meslek dışı yapmış olduğum 25 tane iş görüşmesinin olumsuz sonuçlanmış olması mı kırıyordu cesaretimi acaba derken birden bir telefon geldi ve bir dergiden iş görüşmesine çağrıldım. Nasıl mutlu olduğumu, kendimi ne kadar harika hissettiğimi ve nasıl umutlandığımı anlatamam. Belki dünyanın en harika fırsatı değildi bu, ama zamanlama müthişti. En umutsuz ve mutsuz dönemimde gelmişti haber. Görüşme gününü kararlaştırdıktan sonra bir iş çıkışında ilk görüşmemi yapmak üzere Gayrettepe'deki ofise gittim. Heyecanlıydım ve bir o kadar da mutlu. 2 buçuk yıldır yazdığım Ayraç dergisi gibi değildi bu dergi. Sağlık sektöründe yayınlanıyordu dergi ve sektörel olarak yabancı olduğum bir alana hizmet ediyordu ama dergiydi işte sonuçta ve ben de bu ailenin bir parçası olmak için can atıyordum. Önce birinci, derken ikinci görüşmeye çağrıldım. İlk görüşmede fidan boylu, gencecik, güler yüzlü, tatlı sözlü Fidan Hanım görüştü benimle. Dergiyi ve yapılacak işleri anlattıktan sonra bana da sorular sordu ve notlarını aldı. Olumlu geçmişti görüşme, hissediyordum ama yine de emin olmak istedim ve görüşmeden birkaç gün sonra Fidan Hanım'ı arayarak bu işi çok istediğimi belli eder bir konuşma yaptım. Bu konuşma etkili olmuş olacak ki ikinci görüşmeye çağrıldım. Görüşme günü gelip çattığında yine heyecanlıydım. Bu sefer Genel Yayın Yönetmeniyle ve aynı zamanda patronla görüşecektim. Görüşme epeyce uzun sürdü fakat yine olumlu geçti. Tüm detayların konuşulduğu, kafama takılanları sorma fırsatı bulabildiğim bir görüşme oldu. Her konuda anlaşabildik dersem yalan olur ama temel prensiplerde anlaştık. Vee bir gün mail kutuma düşen maille, uzun zamandır beklediğim iş değiştirme fırsatını yakalamış oldum, işe kabul edilmiştim. Mutluydum, hem de çok mutlu. İlk işime kabul edildiğimde bile bu kadar mutlu olmamıştım belki. Çünkü bu seferki iş deneyimim beni, içinde boğulmak üzere olduğum, karın ağrıtan eğitim sistemimizden kurtarma özelliği taşıyordu. Demin de dediğim gibi belki dünyanın en iyi işi ya da fırsatı değildi ama ihtiyacım olan değişim ayaklarıma kadar gelmişti. Bugün de yeni hayatımın ilk günü. Derginin işleyişini, süreçleri, neler yapıldığını, yapılacağını, yapılmak istendiğini öğrenmeye çalıştığım staj günlerimin ilki. Sımsıcak bir çalışma ortamının, gencecik ve kafa dengi insanların olduğu sevimli, minik bir ofisimiz var. Açık ofis burası ve kurallarımız da buna göre şekillenmiş. Uyulamayacak, uyum sağlanamayacak hiçbir kuralla karşılaşmadım henüz. Ve karşılaşmayacağıma da inanıyorum. Önümde uzun bir yol var ve ben bu yolu başarıyla ve yüzüm gülerek yürüyeceğime inanmak istiyorum. Bu arada başka güzel sürprizlerim de var fakat onları şimdilik ne burada yazabilirim ne de başka bir şekilde söyleyebilirim. Ama her an yeni bir yenilikle daha karşınıza çıkabilirim haberiniz olsun. Merak etmeyin öyle aşk meşk falan değil. Biliyorum artık benden de aşk hayatıma dair güzel haberler duymak istediğinizi ama ben şu an iş hayatımdaki güzel gelişmelerin tadını çıkarmak istiyorum. Her şeyin bir sırası var öyle değil mi? Ben de sıramı bekliyorum. :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder