Ben, ne istediğini asla bilememiş ve ne yaparsa yapsın mutlu olamamış, yalnızlığın içinde yalpalaya yalpalaya kıyıdan hep uzağa, en uzağa savrulmuş zavallı bir kızım.
Kendime zavallı dememe kızıyorsanız, tamam kızın! Ama önce, neden bir gün çok yükseklerden uçarken, başka bir gün kendimi yerin dibinde buluyor olduğumu bir sorun. Ya da sormayın. Çok yorgunum. Anlatamıyorum.
Yolum mu yol değil yoksa doğru mu değil kendimi yollara vuruşum? Sorgulayamıyorum.
Neden varlığın içinde yokluk arayışım ve sevginin içinde yalnızlık çekişim? Bilemiyorum.
Varımı yoğumu düşünmeye ve kendimi tüketmeye adamışlığım neden? Anlayamıyorum.
Nedensiz bir sürü hissiyat ve kuruntu içinde, dalavere, entrika ve darbelere direnme çabamı neye borçluyum? Boş veriyorum.
Hepsini ama hepsini insanlığıma ve “ben” oluşuma hatta doğal afetlerime borçluyumdur belki. Kestiremiyorum.
Zamanın çoğunda mutluymuşum gibi bile yapamıyorum, zaten kalan kısmında da pek kayda değer bir şey yapmıyorum. Çalışıyorum, uyuyorum, sonra yine çalışıyorum, çalıştıklarımla borçlarımı ödüyorum ve sonra yine uyuyorum, en sonunda da düşlerime bırakıyorum düşüncelerimi, zorlayamıyorum hiçbir şeyi. Rüzgar nereye, ben oraya. Hayatımı yaşıyorum güya. Odamı dağıtıyorum, pis çarşaflarda uyukluyorum, erkenden uyuyup geç kalkıyorum. Amaan koy götüne diyorum, ona bile koyamıyorum. Kısacası ne yaparsam yapayım, gerçekte ne yapmak istediğimi bilmiyorum. Bilemiyorum. Bekle dur, dur-kalklara da hiç gelemiyorum.
Ekim'i beklemiştim olur diye, film ekmiştik bütün şehrin üstüne ama olmadı yine. Ne yapsak nafile. Gelin biz şarkı dinleyelim bence :)
Ekim'i beklemiştim olur diye, film ekmiştik bütün şehrin üstüne ama olmadı yine. Ne yapsak nafile. Gelin biz şarkı dinleyelim bence :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder