Efendim, pazar pazar oturdum ne yazsam ne yazsam… Sonra tabii
yine çöktü üzerime depresyon fili, sırtım ağrıyor biraz o yüzden. Gerçi dün
taksicinin biriyle yaşadığım müthiş şiddetli, kavgalı dövüşlü arbedenin
ardından bugün çok da iyi bir psikolojide olmam beklenemezdi. Her hafta sonu
olduğu gibi bu hafta sonu da bindiğim taksinin nereye gideceksin abla demesiyle
başladı her şey. Adamın, gideceğim yeri beğenmemesi üzerine, benim polisi
aramamla, polisi aradığım anda adamın taksiden inip otobüs durağındaki insanlara
“Bu kadın bana hakaret ediyor, kurtarın beni bunun elinden” gibi saçma sapan bir
suçlamayla beni delirtmesi üzerine inanılmaz bir hal aldı. En son kelime
haznemi zorluyordum daha etkileyici küfürler etmek için. Sonra bir baktım
birileri su almış bana, diğeri sigara uzatıyor, bir başkası taksiciyi
sakinleştiriyor derken eve geldim. Bence karakolda bitmeliydi bu olay ama adam
kaçtı. Buna kesinlikle bir son vermek gerekiyor. Taksicilerdeki bu yer, mesafe
beğenmeme durumunu anlamamı beklemesin kimse. Bunun mantıklı hiçbir açıklaması
olamaz, ki zaten hiçbir taksici de size bir açıklama yapmaya falan çalışmıyor. Neyse
diyor ve bu konuyu şimdilik, daha mühim gördüğüm pazar psikolojisi adlı diğer
konuya dönmek üzere rafa kaldırıyorum çünkü sadece bugünün psikolojisini değil, sinir harbi yaşadığım her anın psikolojisini irdelemem gerektiğini düşünüyorum. Normalde pazar günleri kasveti, yağmuru,
karanlığı ve erkenden kararan havayı çağrıştırır lakin bugün hava yazdan kalma
bir güneşle ışıl ışıl parlayarak ağız tadıyla bunalım bile yaşatmadı. Yıllardır
psikoloji kitapları okurum, kafamı nasıl toplayabilirim, hayata nasıl pozitif
bakabilirim üzerine sayısız seminere katılır, konuyla ilgilenmekle kalmayıp
sorunu ortadan kaldırmak adına bildiğim bütün kapıları zorlarım amma velakin ne
yaptıysam şu pazar psikolojisine bir çare bulamadım. Bir bakıyorum arkadaşlarım
gezmeye çıkmışlar, mutlu mesut paylaşımlar. Kimsede bendeki psikolojiden eser
yok. Ya da var da kimse benim kadar üstünde durmuyor. Ben de bugünü işe güce,
bitirmem gereken yazılarıma, gerekli gereksiz bütün pinterest listelerini
gezmeye, her haltı pinlemeye ve en güzeli de kendime doğumgünü hediyeleri
beğenmeye adadım. Gez diyeceksiniz biliyorum, elin ayağın tutarken kimseden
medet umma ve gez ama işte olmuyor, ona da enerji lazım :) Bende yok ki :)
Velhasıl az önce internette gezinirken kendimi birdenbire psikoloji
sayfalarında dolaşırken buldum. Aha! O da nesi! Bu, herkesin ortak sorunu,
kimse yok pazar gününe bayılan. Bir kere her şeyden önce ertesi gün işbaşı diye
bir şey var. Evde çocuklarıyla kalacaklar için, babanın desteğinin akşam iş
dönüşlerine kaldığı bir pazartesi’nin habercisi bu pazarlar. Kim sevsin, ne
diye sevsin yani.
Gelelim asıl meselemize yani psikolojiye. Bir başka deyişle ruh
halimize. Bir kere her şeyden önce sağlığın
bedenen ve ruhen tam bir iyilik hali olduğunu bilmek ve beden
sağlığımıza dikkat ederken ruh sağlımızı ihmal etmememiz gerektiğini kabul
etmek şart. Eskiden bu depresyon denen şey yoktu biliyorsunuz, bunalıma girdim
derdik en fazlası. Sonra yıllar geçtikçe bazı yeni tabirler duymaya başladık. Panik
atak, anksiyete, sosyal fobi, vajinismus ve pek tabii depresyon. Derin bir
mutsuzluk hali, hayatı anlamsız bulma, hiçlikten dem vurma, boşluk hissi içerisinde
debelenip durma, yaşamı yaşamaya değer bulmama gibi sorunlarla eşanlamlı
depresyonla tanışmayanımız yoktur sanıyorum. Bu sorunlar derinleştikçe
hissedilen olumsuz duygular da ayyuka çıkmaya ve depresyon da tedavi edilecek
bir hastalık haline gelmeye başladı. Sorun ne kadar derinse tedavi süreci o
kadar uzadı, kullanılan antidepresan dozu arttıkça alınan kilolarda da bir
artış gözlendi ve sonunda kilo yüzünden depresyona girilince bu iş bir kısır
döngü halini aldı. Bu döngü içinde insana neler oluyor neler. Mesela
hissettiğiniz bu içinden çıkılmaz olumsuz duygular yüzünden davranışlarınızı
kontrol edemez hale gelmekle kalmayıp, sebebini anlamadığınız bir şekilde
birdenbire gelişen bir kötü ruh hali yüzünden öfke nöbetleri de
geçirebiliyorsunuz.
Öyle acayip bir şey ki bu
depresif olma hali, üzerinize çöktüğü anda kanınızı emiyor namussuz. Depresif
haldeyken kendinizi terk edilmiş, bomboş ve koca bir hiç gibi hissediyorsunuz.
Hele ki o depresif anlarınızdan birinde biri size hal hatır falan sorduysa
bittiniz, bir düğüm oturur hemen boğazınıza. Göğüs kafesiniz yerinden çıkacak
gibi olur, ateş basar, ağlar, sızlar, bağırır, çağırır, yalnız kalmak istersiniz.
İçinden çıkılamayacak ve hiç sonlanmayacak bir histir bu, katlanmakta
zorlanırsınız. İyi tarif ediyorum ve hatta tam da sizi anlatıyorum değil mi?
Biliyorum çünkü yalnız olmadığımı. Değersizlik ve yetersizlik duygularının her
hücrenizi teker teker sardığını, ölümcül bir çaresizlik yaşadığınızı, bitse de
gitsek dediğinizi biliyorum. Hatta beni olumsuz düşünmekle suçlayanların hemen
hepsinde bu ruh hali çok daha inanılmaz boyutlarda. Benim tek farkım aklımdan
her geçeni paylaşıyor olmam. Mesela sürekli hayatının her karesini paylaşan
birinin gerçekten çok mutlu olduğuna inanmam ben ve içten içe de kim bilir ne
dertleri var da kafasını böyle dağıtıyor diye düşünürüm. Bu konuda yanıldığımı
da hiç sanmıyorum.
Depresyonun bendeki
değişimleri ise tamamen klişe şeyler. Genellikle, normal zamanlarda asla tercih
etmeyeceğim eylemler yaparak katlanmak zorunda olduğum damarlarımda dolaşan
boşluk hissinden kurtulmaya çalışıyorum. Bu yaptığım anlık değişiklikler de
yine anlık bir iyilik hali yaratmaktan başka bir işe yaramıyorlar.
Aslında siz de her gün depresyonda
değilmiş gibi davranan birilerini görüyorsunuz etrafınızda. Onları ele veren şu
davranışları gözlemleyebilirsiniz: aşırı yemek yemek, hiç yemek yememek, aşırı
boyutta sigara ve alkol kullanmak, gelişi güzel seks yapmak, aşırı spor yapmak,
bu işi hayat amacıymış gibi göstermek, sürekli pişmanlık ve suçluluk dolu
iletiler paylaşmak, bunu herkesle paylaşmak, hırçınlık, aşırı alınganlık ve
bence daha fazla saymama gerek yok. Hissedilen o garip duyguyu bastırmak için
geliştirilen çeşit çeşit davranış. Buyurunuz buradan yakınız :)
Her insan zor zamanlar
geçirir, duygusal iniş çıkışlar yaşar. Ancak herkes her zaman ne yaşadığının ya
da yaşadığının doğru mu yanlış mı olduğunun farkına varamaz. En kötüsü, kişi bu ruh halinin normal olduğunu sanıp sorunun farkında bile olmadığından, çözüm
için tek bir adım bile atmaz. Sonra da depresif davranışlar bir alışkanlık
halini alınca ayıkla bakalım pirincin taşını.
Bir de şöyle bir durum var;
her hissettiğiniz kötü his eşittir depresyon demek değil. Bazen depresyonda
olmasanız da derin bir suçluluk, üzüntü ve umutsuzluk hali hayatı alt üst
etmeye yeter. Yani demem o ki, olur ha kendinizi kötü hisseder ve içinden
çıkılmaz bir duygu topluluğunun içine girerseniz, orada kalmamak için ne
gerekiyorsa yapınız. Yaşadığınız şey her ne olursa olsun, kontrol edilemez, sıkıntı
veren, ilişkilerinizi bozan, yaşamdan keyif almanızı engelleyen ve en vahimi
de sizi gülemeyecek, gülümseyemeyecek hale getiren bir duyguysa, kendiniz için bir şeyler
yapmanın vakti geldi demektir.
Ruh sağlığınız en az fiziksel sağlığınız
kadar önemli. Eğer ruh sağlığınız iyi değilse, fiziksel olarak iyi olmanız da
mümkün olamayacak. Bunu sakın unutmayın. Sahip olduğunuz hayatın başrolünde siz
varsınız; bunu da unutmayın ve filminizi depresyonun yönetmesine izin vermeyin.
Son bir aman ha sakın unutmayın diyeceğim bir şeyle daha pazar psikolojimin
yazdırdığı bu satırlara bir son vereyim artık diyorum. Unutmayın hiçbirimiz
mükemmel değiliz ve olmak zorunda hiç değiliz. Birilerinin pozitif söylemleri canınızı
sıkıyorsa da size tavsiyem hemen uzaklaşın oradan ve başkalarını boş verin. Sonra da bir an evvel bu canavarla baş etmek için her ne yapmak, her nereden başlamak gerekiyorsa
yapın ve başlayın. Zira benim ömrümün 33 yılı geride kaldı, bir 33 yıl daha yaşar mıyım bilmiyorum. Ama kalan ömrüm bu kötü ruh haliyle geçsin istemiyorum. O yüzden de yazdıkça yazıyorum, yazınca rahatlıyorum, şöyle bir ohh diyorum. Birazdan da kendime bir Türk kahvesi yapacağım, siz de istiyor musunuz? :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder