23 Mayıs 2013 Perşembe

ÖFKE

Eve vardığımda nefes nefeseydim. Çok uzun bir süre boyunca karanlıklardan daha büyük karanlıklara doğru koştum ve sonunda nefesimi bedenime sığdıramayarak hızla kendimi eve attım. Bir bıçak buldum, bembeyaz gözlerimi oyup yuvalarından, önüme koydum. Sonra kangren olmuş parmağımı kestim, doğradım. İnce ince, kalın kalın, yamuk yumuk. Her kestiğim parça benden, her kandamlası öfkemden, her çığlığım neşemden bir şeyler alıp gitti. Bir adım ileri, iki adım geri. Taştım, doldum. Şaştım, sordum. Duydum, buldum, kaybettim. Bitmedi! Sevmedi! Bilmedi beni! Ördükçe kısaldı, daraldıkça daraldı ağlarım. Sarardıkça sarardı yapraklarım. Kabardıkça kabardı kulaklarım ve sonra oyuk gözlerime bir dürbünden baktım. Dünyayı gördüm, zarlarımı salladım ve iki gözümden akan iki damla yaşla tam tamına 50 yıl yaşlandım. 50 kere öldüm, sıfıra döndüm tekrar başladım. Kendimle yer değiştim. Biraz ileri gittim, sevmeden de seviştim. Terlemeden güreştim, anlamadan anlaştım. Gerçeklerle oturup sabaha kadar ağlaştım. Kadehlerden kan içtim, dudaklarımda nefret ezgileri, mırıldandıkça duvarlara çarpıp geri döndü seslerim. Sadece çocukların işleyebileceği aptalca suçlar işleyip, kendimi müebbede mahkûm ettim. Eve giden yolda geceyle kesişti yollarım ve aptallar kontenjanından girdiğim teneke dünyada bir balta bulup tüm ormanları kestim. Sonra derin ve sessiz bir rüyaya kendimi teslim ettim. Sevindim. Tezgâhlara serildim, üç kuruşa satıldım. Üstüm kaldı, altım uçurum. Bıraksam kendimi, uçar mıyım? Ben uçurtma mıyım?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder