21 Eylül 2014 Pazar

Zack'e Sevgilerimle :)


                                   

Zeki çocuk aslında, böyle aklı beş karış havada desem, diyemiyorum bile. Ama çizmeye çalıştığı profil biraz çizmeyi aşar gibi. Aslında yeterince kendi kendine kalsa doğru yolu bulacak gibi de, diyaloglar başka türlü gelişip duruyor. Dili de biraz sivri ama törpülüyor gerektiğinde. Birden aklına bir şey gelmiş gibi atağa geçiyor, yarası var besbelli. Çok da dokunmamaya çalışıyorum acıyan yerine ama oluyor bazen, elim değiyor. Sanki birden tutuşacak gibi oluyor sözler ve ben hemen alıyorum gardımı. Dilim yanıyor. Nasıl kolayca söyleyebiliyor bazı şeyleri akıl almıyor, kimbilir can kulağıyla dinlesem daha neler duyacağım. 

Sonra en beklenmedik anda çıplaklık diyor, seks diyor, seksilik diyor; aynı kefeye koymuyor, hepsini ayrı ayrı tartıyor. Sağ gösterip sol vurmak işte bu. Şaşırıyorum fazlasıyla. Benim üç oda, bir salonlu, çoluk çocuklu gelecek hayallerimin bir yerine konulacak gibi de değil, ki zaten ben koyacak olduğumda o posta koyuyor, çelme takıyor, hoooppp byyeee! Ama dedim ya değişik bu adam, gelmez dediğin anda birden yine geliyor, geldi de nitekim. Geldi gelmesine de, yine aynı yerde değiliz. Herkes benim gibi mi bilmiyorum. Ben, en umudu kesmem gereken yerde umutlanırım. Ve kendi dünyamda kendimce bir anlam yüklerim yaşananlara. Şimdi ben neye ne anlam yüklüyorum o bilmiyor ya, işte o yüzden ondan gelen cevaplar böyle değişik. Adamın kendi değişik zaten! Bıraksan gitmiyor, kovalasan kaçmıyor, git desen de geliyor, istemiyor yan cebine koyuyor. 

Yazar şöyle demişti: "Bazen, görünür bir sebep olmadan, insana önünden geçtiği yapı, bir sokak köşesi, üstünde oturduğu sandalye hayatında önemli bir yer tutacakmış gibi gelir. - Yusuf Atılgan" 

Şimdi ona bunları anlatmak istiyorum aslında ama "Güzelim, sana iyi şanslar"ı duymak var. Ee neticede benim de bir tersim bir yüzüm var! Susuyorum. Çünkü
insanlar, insanları taşır bazen, hatta herkes birgün birilerini taşır; ya kucakta, ya sırtta, ya tabutta. Ben de biraz başımın üstünde seviyorum demek taşımayı. Tepeme pisliyorlar ama olsun ziyanı yok. Mesele başımın üstüne çıkmayı becerebilmekte. Neyse; söylemek isteyip söyleyemediğim cümlelerin arasından bir çın sesi duyuyorum, sabırsızlandığı belli. Kimseye göndermediklerim yazılı burada, sabırsızlanmakta haklı. Bunları anlatmak için harcadığım dakikalarımı, o sadece bir saniyeliğine durup düşünsün diye harcıyorum. Ama olsun o bir saniye bile yetecek bana. O bir saniye çok şey değiştiriyor çünkü bazen. İki kişilik bir değişim değil kastım, hayata yaptığı hatalardan yola çıkarak bakanları değiştirmek lazım. Değişecek bir şeyler, inandım da yazdım. Sonuna da "Sevgilerimle" diye imzamı attım. Haydi bakalım :) 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder