Bugün üzerimde ağırlık yapan, davranışlarından rahatsız olduğum
insanlardan birini çıkardım hayatımdan. Neden mi? Çünkü öyle yapmalı bazen.
Karşımdakini değiştirme gücüne sahip olmadığım gibi, buna hakkım da yok.
Herkesi olduğu gibi kabul etmeli! Edemediğim noktada yapabileceğim en doğru şey
onu hayatımdan uzaklaştırmak bence. Neden böyle bir şey yaptığımı merak
ettiğinizi biliyorum. Yakından tanıyanlar bilirler Türkçe kullanımına ne kadar
önem verdiğimi. Sosyal paylaşım sitelerinde kendinden üçüncü tekil şahıs olarak
bahseden, duygu ve düşüncelerini İngilizce ifade eden ve bunu yerli yersiz,
gerekli gereksiz her durumda yapan insanlardan ne kadar rahatsız olduğumu çok
iyi bilir beni tanıyanlar. Öyle rahatsız oluyorum ki, çıkarıyorum hayatımdan ve
rahatlıyorum.
Eğer anadilin İngilizce yahut başka bir yabancı dilse, yabancı bir
memlekette hayatını idame ettiriyorsan ya da listendeki insanlar Türkçe
yazdığında anlamayacaklarsa seni, elbette anladıkları dilde yazmalı ve
konuşmalısın. Ancak açıklaman "Ben öyle daha rahat ediyorum, tercih
meselesi, böylesi daha hoşuma gidiyor, bütün gün işte yabancılarlayım o yüzden
aklıma Türkçesi gelmiyor" gibi bir şeyse, seni bir kez daha düşünmeye
davet ediyorum. Lütfen bir düşün sahip olduğun kültürün ne kadar değerli
olduğunu ve kültürü ayakta tutan en önemli unsurun da dil/lisan olduğunu. Bak
TDK bu konuda neler söylüyor:
"Dili güzel ve düzgün kullanmak sadece dilbilgisi ve
sesletimden ibaret değil. Dil bilmek ve düzgün kullanmak, o dilin edebiyatını,
kültürel kimliğini bilmekten geçer. Bir ulusu ayakta tutan, o ulusun milli
değerleridir. Bunların başında da dil gelir. Dil yaşayan bir olgudur. Tıpkı
insan gibi… İnsanoğlu yaşamsal faaliyetini devam ettirebilmek için nasıl her
şeyden önce beslenmeye ihtiyaç duyuyorsa, dil de böyledir. Devamını
sağlayabilmek için beslenmesi gerekir. Dil, sahip olduğu kültürle, bilimle,
sanatla, dünya üzerine yerleşmiş bütün ilimlerle beslenir. Neticede tüm bu
öğeler zaman içinde her daim kendini yenileyen, gücünü ve desteğini birbirinden
alan ve birbirine bağımlı kavramlardır. Zincirin halkaları gibi. Halkalardan
biri koptuğunda zincir özelliğini kaybetmez, fakat anlamını yitirir. Eskisi
gibi işinize yaramayacaktır. Demek ki bütünlüğünün sağlanması için korunmaya
ihtiyacı vardır. Korumak, etrafını zırhla örmek değildir. Korumak beslenmesine
engel olmak, gelişmesini duraklatmak değildir. Korumak sahip çıkmaktır.
Kabullenmektir."
Tüm bunlar sana ne ifade ediyor? Boş laf mı? Dilini korumak
kültürünü korumak anlamına gelmiyorsa senin için, demek ki ayrı dünyaların
insanlarıyız. Benim sahip çıktığım değerler senin için boş lafsa eğer, bunları
okuyarak vaktini gerçekten boşa harcadın. Üzgünüm, belki bir farkındalık
yaratabilirim düşüncesiyle çaldım zamanını, kim bilir belki de yaratmışımdır.
Belki de artık "ok, bye, @work, sleeping" vs. yazarken bir an durup
düşüneceksin, ben kimim ve neden Türkçe konuşmuyorum diye. Senden sonra gelen
nesillere nasıl bir kültür mirası bırakacaksın? Yeni nesiller her şeyi
kitaplardan mı öğrenecekler yoksa sen de onlara bir şeyler bırakmak niyetinde
misin? İnan ne düşündüğünü bilemiyorum zaten anlayamıyorum da fakat çok iyi
bildiğim bir şey var ki o da sahip çıkmadığın kültürüne birçok millet imrenerek
bakıyor ama ne olursa olsun kendi kültürlerini korumaktan vazgeçmiyorlar. Bir Fransız
yolda kendisine İngilizce yol tarifi soran bir turistin yüzüne bile bakmazken,
sen ne yapıyorsun? Daha fazla uzatmayacağım lafı ve sana Oktay Sinanoğlu'nun
"Bye Bye Türkçe" kitabını okumanı tavsiye ederek vedalaşacağım.
Dilerim bir sonraki karşılaşmamızda bu konu üzerine düşünmüş ve durumu
değerlendirmiş olursun. Zira konuşmak istersen ben hep buradayım. Sevgilerimle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder