21 Aralık 2012 Cuma

Anadilin nece?



Bugün üzerimde ağırlık yapan, davranışlarından rahatsız olduğum insanlardan birini çıkardım hayatımdan. Neden mi? Çünkü öyle yapmalı bazen. Karşımdakini değiştirme gücüne sahip olmadığım gibi, buna hakkım da yok. Herkesi olduğu gibi kabul etmeli! Edemediğim noktada yapabileceğim en doğru şey onu hayatımdan uzaklaştırmak bence. Neden böyle bir şey yaptığımı merak ettiğinizi biliyorum. Yakından tanıyanlar bilirler Türkçe kullanımına ne kadar önem verdiğimi. Sosyal paylaşım sitelerinde kendinden üçüncü tekil şahıs olarak bahseden, duygu ve düşüncelerini İngilizce ifade eden ve bunu yerli yersiz, gerekli gereksiz her durumda yapan insanlardan ne kadar rahatsız olduğumu çok iyi bilir beni tanıyanlar. Öyle rahatsız oluyorum ki, çıkarıyorum hayatımdan ve rahatlıyorum.

Eğer anadilin İngilizce yahut başka bir yabancı dilse, yabancı bir memlekette hayatını idame ettiriyorsan ya da listendeki insanlar Türkçe yazdığında anlamayacaklarsa seni, elbette anladıkları dilde yazmalı ve konuşmalısın. Ancak açıklaman "Ben öyle daha rahat ediyorum, tercih meselesi, böylesi daha hoşuma gidiyor, bütün gün işte yabancılarlayım o yüzden aklıma Türkçesi gelmiyor" gibi bir şeyse, seni bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Lütfen bir düşün sahip olduğun kültürün ne kadar değerli olduğunu ve kültürü ayakta tutan en önemli unsurun da dil/lisan olduğunu. Bak TDK bu konuda neler söylüyor:

"Dili güzel ve düzgün kullanmak sadece dilbilgisi ve sesletimden ibaret değil. Dil bilmek ve düzgün kullanmak, o dilin edebiyatını, kültürel kimliğini bilmekten geçer. Bir ulusu ayakta tutan, o ulusun milli değerleridir. Bunların başında da dil gelir. Dil yaşayan bir olgudur. Tıpkı insan gibi… İnsanoğlu yaşamsal faaliyetini devam ettirebilmek için nasıl her şeyden önce beslenmeye ihtiyaç duyuyorsa, dil de böyledir. Devamını sağlayabilmek için beslenmesi gerekir. Dil, sahip olduğu kültürle, bilimle, sanatla, dünya üzerine yerleşmiş bütün ilimlerle beslenir. Neticede tüm bu öğeler zaman içinde her daim kendini yenileyen, gücünü ve desteğini birbirinden alan ve birbirine bağımlı kavramlardır. Zincirin halkaları gibi. Halkalardan biri koptuğunda zincir özelliğini kaybetmez, fakat anlamını yitirir. Eskisi gibi işinize yaramayacaktır. Demek ki bütünlüğünün sağlanması için korunmaya ihtiyacı vardır. Korumak, etrafını zırhla örmek değildir. Korumak beslenmesine engel olmak, gelişmesini duraklatmak değildir. Korumak sahip çıkmaktır. Kabullenmektir."

Tüm bunlar sana ne ifade ediyor? Boş laf mı? Dilini korumak kültürünü korumak anlamına gelmiyorsa senin için, demek ki ayrı dünyaların insanlarıyız. Benim sahip çıktığım değerler senin için boş lafsa eğer, bunları okuyarak vaktini gerçekten boşa harcadın. Üzgünüm, belki bir farkındalık yaratabilirim düşüncesiyle çaldım zamanını, kim bilir belki de yaratmışımdır. Belki de artık "ok, bye, @work, sleeping" vs. yazarken bir an durup düşüneceksin, ben kimim ve neden Türkçe konuşmuyorum diye. Senden sonra gelen nesillere nasıl bir kültür mirası bırakacaksın? Yeni nesiller her şeyi kitaplardan mı öğrenecekler yoksa sen de onlara bir şeyler bırakmak niyetinde misin? İnan ne düşündüğünü bilemiyorum zaten anlayamıyorum da fakat çok iyi bildiğim bir şey var ki o da sahip çıkmadığın kültürüne birçok millet imrenerek bakıyor ama ne olursa olsun kendi kültürlerini korumaktan vazgeçmiyorlar. Bir Fransız yolda kendisine İngilizce yol tarifi soran bir turistin yüzüne bile bakmazken, sen ne yapıyorsun? Daha fazla uzatmayacağım lafı ve sana Oktay Sinanoğlu'nun "Bye Bye Türkçe" kitabını okumanı tavsiye ederek vedalaşacağım. Dilerim bir sonraki karşılaşmamızda bu konu üzerine düşünmüş ve durumu değerlendirmiş olursun. Zira konuşmak istersen ben hep buradayım. Sevgilerimle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder