Savsak bir pazar günü, tıpkı diğer pazarlar gibi. Uyku dışında herhangi bir etkinlik yapmaya ne halin var, ne halet-i ruhiyen buna uygun. Karanlık bir oda, aman yarabbim kasvet üstüne kasvet, fenalık da çökmüş al işte o da cabası. Uyu hemen uyu, daha yarın sabah uğraşman gereken koskoca bir pazartesi sendromu var. Gerçi uykunun da sonu yok. Uyudukça miskinleşiyorsun, miskinleştikçe uykun geliyor. Üstelik aklına da hep seni üzecek, mutsuz edecek şeyler geliyor. Hep yalnızlık duygusu hem de kocaman kalabalık bir ailenin arasında. Bugün kimsen yok ve olanlar da senin değiller. Sanki diğer günler farklıymış gibi bugüne ayrı bir melankoli, ayrı bir hüzün yüklüyorsun. Kim icat etti bu lanetli günü? Dokunsalar ağlayacaksın ki aslında istediğin de bu. Bugün anlamıyor hiçkimse seni, dün anlıyorlardı sanki. Yarın? O da aynı olacak. Yaşlandıkça daha iyi göreceksin ve "yalnızlık ömür boyu" şarkısı daha bir anlamlanacak. Anlam yüklediğin tek şey şarkılar olacak, geri kalan her şey oluruna bırakılacak. Yaşlanınca! Evet yaşlanınca yapacaksın bunu, gençliğini heba ettiğini farkedişinin ilk anında başlayacak bu boşvermişlik. Su akıp yolunu bulurken, hayat sana artık çelme takmayacak ve o zaman anlayacaksın işte tüm engellerin senin ürünün olduğunu. "Pişmanlık içinde geçecek kısacık bir yaşlılık için mi yaşadım onca yıllık gençliğimi" diyeceksin. Deme işte, dene! Vazgeçme! Bakma diğerlerinin ne düşündüğüne, beni dinle. İç ses her zaman doğru tondan çalar şarkıyı, yeter ki gerçekçi ol ve imkansızı iste. Bak gördün mü iç sesin aforizmalardan besteler yapıyor. Azıcık da şizofren sanırım. Bir dalgalanıyor, bir duruluyor, bir gel, bir git. Med gibi cezir gibi sözüm ona. Yastık çağırıyor biliyorum. Masal gibi geldi bunlar, azıcık da ninni gibi. Var mı pazar günü uyumak gibisi?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder