Boş durmuyor gece, hüzünle vermişler el ele biraz salınalım sokaklarda diyorlar. Şehrin ışıklarını birlikte söndürmeye, şarap kadehlerinde birlikte demlenmeye çıkıyorlar. Her yudumda biraz daha kararıyor gökyüzü ve baştan kaybediyor anlamını kurulmaya çalışılan her uzun cümle. Kokuyor baştan bu balık, zaten başı sonu, hepi topu bu kadar bu gecenin. Ne ilerisi var ne gerisi, günün ufak bir muhasebesi yapılabiliyorsa aman ne ala! Yastıklara konuluyor başlar ve konumuz aynı: Yarın. Hep yarıncıyız biz, bazen de düncü aslında. Bugünümüz yok, şu anımız kayıp. Dansediyoruz, geceyi ve hüznü koynumuza alıp kalabalıkça. Yok bizim iki kişilik danslarımız! Bazen hepiz, bazen yarım, neyse ki henüz "hiç" olmadık tam olarak, hele çift asla.
Biz kayıp gecenin hüzünle buluşmasından doğduk. Mutlu bir sonumuz yok. Sonlar bizim işimiz değil. Askerlerimiz yok kapımızda bizi alıp götürmeyi bekleyen, olduğumuz gibi, olduğumuz yere yığılabiliyoruz, yığın olabiliyoruz dilediğimizce üst üste. Kimi zaman alt alta. Biraz çöp gibiyiz aslında; kokusuz, temiz ama çöp işte en nihayetinde. Sevilesimiz o yüzden yok bizim, yaftamızı biz yapıştırdık oramıza buramıza.
Takılıp kaldıkça dilimize dünden kalma bir mısra, hemen kaçıyor aklımız yarına, yarınlara. Ama gece de boş durmuyor ki! Takmış koluna hüznü, demleniyor şarap dolu kadehlerde. Sessiz ve derinden. Bilir o işini!
Şimdi sokaklar ıssız, ışıkları söndü şehrin. Sessizlik uğulduyor boş sokaklarda, yalnızlık derin bir uykuda. Parmak ucumuzdayız, korkuyoruz. Uyandırmadan dalmalıyız hemen uykuya, sarıla sarıla, sere serpe, öylece. Biz böyle mutlu olabiliyoruz belki de ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder