31/12/2010
İncecik bir vücut, paslı bir ruh ve kazısan da altında
yaldızlar yok… Sevmek için geldiği bu saçmalıklar diyarında, cayır cayır
yanmakla ödüllendirilmiş bir kız çocuğunun satırlarını okuyorsun şu an… Dikkate
alma öyle her duyduğunu, kalbini dinle ve sanma ki kalbin temiz… Kötü şeyler
yaparken de o hükmetmişti ruhuna, unutma bunu… Kendini aklama çünkü hepimiz
aynıyız aslında, özümüzde bir şeytan ve en çok da o mutlu. Nedenleri unut,
hiçbiri asıl neden değil, yalnızlıktan yaptığın her hata, yaparken hata değildi,
her biri mutluluğuna hizmet ediyordu esasında. Ya sonra mı? O geçici
mutlulukların alkol damarlarındayken sonsuz gözükmüşlerdi ya hani, işte
hepimizin ortak sonu bu! Lanetlenmiş mutlulukların kölesiyiz hepimiz…
Egolarımız olmadan sevemiyoruz, o kadar önemli ki etrafımızdakilerin ne
düşündüğü, ne söylediği ve bizi nasıl gördüğü, alkolün içimizdeki gerçek bizi
ortaya çıkardığını bile anlayamayacak kadar sarhoş olup, tahammül etmeye
çalışıyoruz her şeye… Belki de gerçeklere… Sonrası bu kadar işte… Çok da
sonrası yok… Çok ileri bir geleceğimiz de yok zaten… Hani şair sormuş ya
fahişeye “neden sattın vücudunu?” fahişe de onuruyla cevaplamış hani “daha mı
kötü satmaktan ruhumu?”. İşte sen de, ben de ve aslında hepimiz de
bir fahişe kadar bile onurlu olamamışken, en kötüsü de ruhospu olmuşken,
gizlendiğimiz bir masumiyet maskesiyle, iyi insancılık oynamaya devam mı
ediyoruz? Hadi yüzleşelim bakalım!
Kim kime dumduma bir hayatım varken, ne diye böyle
mantıklı bir hal ve tavır takınmaya çalıştığımı gerçekten bilmiyorum. Neye
ve kime tutulduğumu ya da neyi ve kimi istediğimi asla bilemediğim saçma sapan
bir 29 seneyi geride bırakmışken ve karşımda da beni bekleyen sözde “yeni” bir
yıl varken, yüzleşmek için iyi bir fırsat diye düşünüp duruyordum. İşte o
düşünen anlarımın birinde, yaşamanın yaşamamaktan tek farkının, yaşamazken üzme
ve üzülme olanağının son bulması anlamına geldiğini fark ettim. Yaşamı ve ölümü
birbirinden ayırmanın imkânsızlığı, yaşama tahammül etmenin imkânsızlığından
daha kolay kabulleniliyor. Biri bir süreç, diğeri muamma. Çok zorlama, bırak
anlama! Nasıl olsa hatırlayamazsın ne yazdığımı tekrar okumadan bu satırları
ancak elbet bilirsin neden isyanımı serbest bıraktığımı… Aslında bırak
yüzleşme, bırak beni dinleme, her şey bir su, berrak ya da bulanık ama akıyor
durmadan, bazen kar’a, bazen yağmur’a, bazen dolu’ya karışıp. O bulurken yolunu
sen de bırak aksın hayatın, bazen hızlı, bazen değil. Bırak bazen donsun suyun,
nasıl olsa bir gün ışıl ışıl parlayacak ufkun… Eriyip suya karıştığın vakit,
sona her zaman bir nefes kadar uzak olduğunu bil o kadar, bu sana yeter ve
artar… Hepimize nice mutlu yıllar…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder